“O büyük dava ve devlet adamının aramızdan ayrılışının yıl döneminde eserlerinin anlam ve önemini bu vesile ile bir kez daha idrak ediyoruz. Takdir edersiniz ki, bir insanın fikrinin, erdeminin, karakterinin ve hayat mücadelesinin derinliği ile Ona olan sevginin ve bağlılığın kuvveti, elbette ki hayatta iken anlaşılır, fark edilir ve mutlaka takip edilir. Ancak bir yüksek şahsiyetin gerçek değerini ortaya çıkartan en büyük ve en hassas gösterge, onun maddi dünyadan ayrılışından sonra bile, sevenleri tarafından azalmayan bir bağlılıkla anılarının hatırlanması, emanetinin eller üstünde taşınmasıdır. Bugün itibari ile merhum Başbuğumuzun maddi varlığından ayrı düşeli tam 22 sene geçmiştir. Çok şükür ki, ona olan sevgi, onun haklı çıkışına olan hayranlık artarak devam etmiş, 1997 yılının 4 Nisan günü hakka yürüyüşünün ve 8 Nisan günü muhteşem bir katılımla çok sevdiği aziz vatan toprağına emanet edilişinin üzerinden geçen onca zaman, ona olan sevgimizi de saygımızı da azaltmamış, aksine arttırmıştır.

Geride kalan bu 22 senenin her biri, onu daha çok andığımız, daha çok aradığımız günlerin ve artan bağlılığımızın en büyük ispatı olmuştur. Bir beşeri, diğer insanlardan ayıran en önemli vasfının bu ebediyen hatırlanma meziyeti olduğu merhum Türkeş beyinde bu yönüyle Türk tarihinde müstesna bir yer edindiği, artık herkes tarafından kabul edilmiştir. Gerek İnsanlık tarihinin vicdanı, gerekse aziz milletimizin hasletleri, kendisine hizmet eden, ufkunu genişleten, ileriye doğru taşınmasında emeği geçen evlatlarının hakkını teslim etmiş; ona olan sevgisini yüreğinde taşıyarak mutlaka mükâfatlandırmıştır. Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Beyi de Türk tarihinin kahramanlar halkasının bir mücevheri olarak eminim ki asla ve asla unutmayacak ve aziz hatırasını ilelebet yaşatacaktır.

Merhum Türkeş beyin sevdalısı olduğu büyük Türk milleti üzerinde tehditlerin arttığı bu günlerde, milli kimlik, milli varlık ve milli bekanın devamı için ittifak etmiş vatan evlatlarının dayanışmasına ve güç birliğine her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır. Gerek ülkemizin içinde olduğu şartlar, gerekse küresel gelişmelerin çevremize yansımaları bu kutlu davanın yılmaz savunucuları olan siz değerli kardeşlerimi yine büyük bir siyasi mücadele ortamına çekmiştir. Bugün ülkücü hareket bu tehlikeler karşısında yeni bir sabır ve demokrasi sınavı vermekte, milletimizin yükselmesi yolunda yegâne umut olmayı sürdürmektedir. Bu gerçekler ülkücü harekete bugün daha büyük sorumluluklar yüklemektedir.

Bu durum, milletimizin geleceğinde söz sahibi ola bilmek için şimdi daha fazla inisiyatif alınmasını da kaçınılmaz hale getirmiştir. Fitne ve fesada meydan vermeden, birlik ve beraberlik içinde üç hilali hak ettiği yerde dalgalandırmak Türkiye sevdalılarını hak ettikleri iktidara taşımak Başbuğ’un emanetine sahip çıkmanın da asgari şartıdır. Demokratik imkânları kullanarak ilerleyeceğimiz yolumuz uzun, işimiz hayli çetindir. Bu yolda yılmadan ve usanmadan gayret göstermek, hepimizin dava, ülkü ve vefa borcu olmalıdır. Ne mutlu ki hep iftihar ettiği, üzerine titrediği milliyetçi- ülkücü kadrolar onun izinden yürümeye, devraldığı millet hizmetini büyük bir şuur ve inançla sürdürmeye kararlıdırlar. Bu yolu Allah’ın izni ile hep birlikte kat edecek ve ülkemizi güzel günlere kavuşturmanın şeref ve mutluluğunu hep birlikte mutlaka yaşayacağız. Merhum başbuğumuzun açtığı yolda ve gösterdiği ufukta, onun sergilemiş olduğu seviyeli, ilkeli, tutarlı siyaset, bugün de bizim kılavuzumuz olmaya devam edecektir. Bilinmelidir ki, ülkücü hareket var oldukça ve bir oldukça, Türk milleti hep güçlü olacak sıkıntıya düşse bile umutsuzluğa ve kedere kapılmayacaktır.

Bu duygularla manevi huzurunda toplandığımız merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş beye ve bugün hayatta olmayan bütün dava arkadaşlarımıza, tüm şehitlerimize bir kez daha Cenabı Allah’tan rahmet diliyorum. Hepsini minnet ve şükran duygularımızla anıyoruz. Ruhları şad kabirleri nur, mekânları cennet olsun. Allah yar ve yardımcınız olsun.