info @ kastamonuilkhaber.com

Bir darbeye kalkışmak kolay bir iş midir?

Birisi darbe yapmayı düşünecek, karar verecek, yanına güvenilir adamlar bulacak.
Tepe yapıyı oluşturacak, alt yapıyı oluşturacak.
Harekat planını oluşturacak, olası senaryolar yazacak, tatbikatlarını kağıt üzerinde de olsa yapacak.
Riskleri hesaplayacak.
Ve sonunda en uygun zamanı bulup harekete geçecek.
Her bir darbe yıllar süren planlamalardan, planlı, programlı çalışmalardan sonra yapılabilir elbette.
Tesadüfen darbe olmaz.
Bir iki akıllının düşünüp istemesiyle de darbe olmaz.
Akşam düşünüp ertesi gün, bir hafta sonra darbe yapılamaz.
Ülkemizin darbe tarihine bakmak,
60, 70, 80 darbelerinin hazırlık aşamaları, hatta yapılamayan darbelerin hazırlıkları ne kadar sürmüş araştırmak gerek.

Darbe yapmak için "şartların oluşması" nı beklemek bile, sağ-sol olayları ülkeyi sarana, kan gövdeyi götürüp ortam kızışana kadar, millet 'yeter artık, asker duruma el koysun' diyecek duruma gelene kadar aylar, yıllar geçtiği anlaşılıyor.
28 Şubat Sürecini yakinen yaşamış olan bizler de biliyoruz ki, medyanın ön hazırlık aşaması, toplumu darbeye ısındırması bile oldukça uzun bir süreç gerektirmişti.
Fadime Şahin, Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı, okul mescitlerinde namaz kılan çocuklar, irtica hortladı, ülke şeyhler, müritler, tarikatler ülkesi oldu yaygarasının kopartılması, bu algının kabullendirilmesi, yargının, üniversitelerin darbeye ısındırılması, akademisyenlerin, yazar, çizer, sermayedar vb pek çok sosyal grubun darbe için kullanılışlı hale getirilmesi,
Bürokrasiden sorun beklenmez genellikle ama olsun, onların da denetim altına alınması gibi süreçler elbette çok ince ve titiz çalışmalar, planlamalar ve uygulamalar gerektirirdi.
60 tan 2008 Cumhurbaşkanlığı krizine kadar ordu, yargı, medya, sermaye, siyaset ve bürokraside kadrolaşmış, hakim kılınmış bir zümre darbe işinde gerçekten iyiydiler, uzmandılar, hakkını vererek yapıyorlardı..

15 Temmuz darbesi, dışardaki ağa babalar tarafından, daha önceki darbe ihaleleri verilmiş ve işi başarıyla bitirmiş taşeronlara değil de, bir anlamda iş bitirme yeterliği almamış, daha önce böylesi uluslararası bir ihale alıp bitirmemiş bir gruba verilmiş olması bakımından ilginçtir.
Bunu nereden anlıyoruz?

Öyle anlaşılıyor ki 15 Temmuz çok erken düşünülmüş ama çok gecikmeli uygulanmak zorunda kalınmış bir darbedir.
2002 de iş başına gelen Ak Parti yönetimine herkes geçici bir iktidar olarak baktı.
Ancak geçen üç-beş yıl içersinde Ak Parti devlette ve toplumda yer edinmeye, yerini pekiştirmeye başladıkça devletin derinlerinde rahatsızlıklar, homurdanmalar, kıpırdanmalar olmaması düşünülemezdi.
2007 yılı bu açıdan çok önemlidir.
Cumhurbaşkanı seçimini etkilemek için yapılan Cumhuriyet Mitingleri, ardından 27 Nisan E Muhtırası.. Buna rağmen Ak Parti'nin cumhuraşkanı seçmesinin, eşi kapalı birinin Cumhurbaşkanı olmasının önüne geçilememesi..
2008 yılında Ak Parti kapatma davasından sonuç alınamaması üzerine Üst Akıl, Türkiye'de askeri, siyasi, bürokratik vb tüm yapılara hakim kıldığı derin devleti yedeğe çekme, belki safdışı etme kararı aldı. Yerine onlarca yıldır yedekte beklettiği genç, dinamik ve sempatik oyuncusunu sahaya sürmeye, uyuyan hüceleri aktif etmeye karar verdi. Bundan böyle darbe işi Fetö'nün..

Bu yeni grubun önünün açılması için, rahat iş tutabilmesi için de eski ve etkin grupların tasfiye edilmesi gerekiyordu.
Ergenekon, Balyoz, Ayışığı, Sarıkız gibi davalar aslında;
"Sizin devriniz, döneminiz ve göreviniz bitti, bundan sonra emrimizdeki diğer grupla yola devam ediyoruz" demenin hukuk ambalajıyla bildirilmesi idi..
2008 den sonra yeni ve eski derin yapılar, darveciler arasında,
Roma arenalarında ölüm dövüşü yaptırılan silahşör köleler gibi acımasızca dövüştürüldüler.
Ordu, yargı, emniyet içersindeki 40 yıldır uyuyan, uyutulan Fetö grubu, göze girmek, görev kapmak için öylesine büyük bir iştahla saldırıyordu ki..
Okulları, yurtları, dersaneleri, medyaları, şirketleri ile önce Ergenekon, Balyoz, Sarıkız, Ayışığı vb adını verdikleri dava dosyaları ile eski tüfek darbecilerle mücadeleye giriştiler.
Ani bir baskın gibiydi. Kimsenin beklemediği anda, beklenmedik yerden, beklenmedik silahlarla, beklenmedik adamlarlarla, beklenmedik argümanlarla saldırdılar.
On yıllarca, onlarca hükümet ve meclis tasfiye eden eski tüfek darbeciler, eski derin yapı ne olduğunu anlayamadan çok hızlı ve çok acımasız bir şekilde tasfiye edildi.

Asıl hedef onlar mıydı?
Hayır.
Onlar sadece ayak bağı olmasınlar diye yol üzerinden kaldırılması gereken bir taş, bir taşla avlanacak ikinci kuş,
ayrıca başaramadıkları yüzünden dersi, cezayı haketmiş 'bizim çocuk' lardan biriydi.

Ergenekon ve Balyoz'cular tasfiye edildikten sonra sıra hükümete gelecekti ve öyle öyle oldu.

Literatürde yazan-yazmayan her tekniği, avuçlarına aldıkları yargı ve emniyeti, medyalarını, sermayelerini, uluslararası ilişkilerini, hukuk, ahlak, dahil her yolu deneyerek saldırıya, hatta kumpaslara, tezgahlara başladılar..

Böylesi bir görev için kırk yıldır bekleyen, bekletilen bir yapı, aldığı bu görevin üstesinden gelebilmek için canla başla çalıştı.
Her şey çok ta kolaydı aslında.
Devleti neredeyse tamamen ele geçirmişler, kendileri hakkında çok hoş bir algı oluşturmuşlar, siyasette çok kişiler üzerinde etki kurmuşlar, adamlarını partilere sızdırmışlar, sanat ve spor camiasında bile söz söyler konuma gelmişlerdi.
Kendi sermayelerini, medyalarını oluşturmuşlar ve diğer sermaye ve medya üzerinde etkin olabilecek bir konuma da ulaşmışlardı.
Yapılması gereken son dokunuştu sadece.
Ötelerden işaret alındığı gün harekete geçilecek, bir gece ansızın gelinecek, her şey çok güzel oluverecekti.

'Haydi Abbas, vakit tamam..' misali gün geldi, gece geldi, vakit geldi..

Tanklar, zırhlılar, uçaklar, helikopterler.. Paşalar, generaller, bordo bereliler, özel timler..
İçerden ve dışardan heyecanla hayır haber bekleyenler.
Ama olmadı. Tüm çabalar, tüm planlar, programlar her şey boşa gitti.
Sabah olduğunda elde kocaman sıfır vardı.

Neden?
Dağ gibi bir soru bu..
Neden olmadı?
Akademilerde eğitim almış, yıllarını askerlik, polislik mesleğine adamış, general olmuş insanların aylar, yıllar süren çalışmalarını bir gecede boşa çıkartan sebep neydi?
Koskoca bir orduyu ele geçirmiş, yargıyı ele geçirmiş, emniyeti ele geçirmiş, medyayı ele geçirmiş bir yapı, elinde ordunun tüm imkanları, yargının, polisin bütün imkanları varken nasıl oldu da başaramadı?

28 Şubatı yapmış anlı şanlı paşaları bile indirmeyi başarmış bir ekip, bir otelde tatil yapan Cumhurbaşkanı'nı nasıl ele geçiremedi, başbakanın aracını uçakla takibettiği halde neden bir şekilde durduramadı?
Kiminle boğuştular, kiminle çarpıştılar, kiminle savaştılar da başaramadılar?

Bu soruya teknik açıdan bakınca makul cevap bulmak asla mümkün değil.
15 Temmuz hezimetinden sonra Fetö ve Fetöcüler görünürde yoklar artık. Eskiden olduğu gibi deliklere saklandılar, bulduğu her çatlağa sızdılar.
Onlar konuşmuyor. Konuşanları da herşeyi inkar ediyorlar zaten.

Üst akıla bu işin izahını kim yapacak, raporu kim verecek, başarısızlığı makul gerekçelerle kim izah edecek, ne diyecekti?
Ülkede Ak Parti iktidarına karşı, daha doğrusu tüm meşru-demokratik iktidarlara karşı sert, soğuk, düşmanca duruşu ayakta tutacak argümanlar ve o argümanları üretecek birileri lazımdı.
Elbette o birileri vardı ve durumu izah ettiler, bu işin adını koydular:
"kontrollü darbe", "senaryo", "tiyatro"..
Bir taşla birkaç kuş vuracak bu argümanları keşfettiler.
Siyasetin en sevilen yanlarından biri, zor durumlar için kolay argüman üretebilmesidirَ.
Bu argümanları üretenler aslında; "hükümetle Fetö danışıklı bir dövüşe girişti. Onlar darbe yapıyormuş gibi, hükümet te kahramanlık yapıyormuş gibi yaptılar. Kontrolü kaybetmeden, işi daha büyütmeden gece boyu oynadılar, sabah gösteri bitti.
Herşey bir senaryo idi. Senaryoyu birlikte yazdılar, birlikte oynadılar" diyorlar.
Bu algıyla, 'Üst Akıl'ın bir maşası, oyuncağı, maymuncuğu olan Fetö örgütünün Abd ile bağını gözden kaçırmak, üst aklı aklamak, Fetö'yü Abd'nin değil hükümetin, dini yapıların besleyip büyüttüğü algısını hakim kılmak istiyorlar.

Evet, aslında doğru söylüyorlar, her darbe bir senaryodur. Senaryosuz darbe olmaz. Bu söz ile, farkında olmadan geçmiş darbeleri de deşifre ediyorlar aslında.
Evet, her darbe kontrollüdür,
her darbe dışardan büyük güçlerin kontrolünde, gözetiminde, denetiminde gerçekleşir. Darbeye iştirak ettirilen tüm taraflara sınırlı görevler ve sorumlululuklar verilir, kimsenin sınırını aşmaması, görevini aksatmaması için sürekli kontrol edilir..

Darbe emrini verenler, darbede görev verilenler, darbeciliğin kitabını yazmış askeri, sivil uzmanlar, neye, kime, nasıl, niçin yenildiklerini arıyorlar, bulamıyorlar.
Karşılarında kendilerinden daha kalabalık, daha, zeki, techizat bakımından daha donanımlı askeri bir güce karşı yenilmiş olmayı umuyorlar ama bulamıyorlar.
Biz sokaktaki insana yenilmiş olamayız diyor ama milletin yüreğindeki, milletin arkasındaki gücü de göremiyor, bilemiyor, inanamıyorlar.

Modern eğitim literatüründe millet gibi, maneviyat gibi, iman gibi, vatan sevgisi gibi, şehadet gibi, inayet gibi, ilahi lütuf gibi, kader gibi, takdir gibi görünmez unsurlara yer olmadığı için, belki inanmadığı için, her şeyi elle tutulur, gözle görülür sebeplerle izah etmek zorunda hissettiği için ya da rapor verdiği merciler bu dilden anlamayacağı için o gece yaşananlara senaryo demekten, kontrollü darbe demekten başka çare de bulamaz, bulamıyor.

 

15 Temmuz, dünya darbeler tarihine senaryosunu Allah'ın yazdığı bir darbe olarak geçse yeridir.


Kontrollü ise; kalpleri ve akıbetleri Rabbimiz tarafından kontrol edildikten sonra hükmü yine alemlerin Rabbi Allah tarafından verilmiş bir gece.
ABD tarafından yazılan senaryolara inananlar, Allahın yazdığı senaryoya inanamıyor, inanasıları gelmiyor..

 

Maddeci felsefe, maddeci bilim aslını çözemediği her olaya, olguya,
dünyada ve evrende var olan, bizim Adetullah ya da sünnetullah dediğimiz, Allah'ın kainata koyduğu düzene, nizama, intizama, her kurala birer isim vererek, herşeye bir etiket vurarak anlamaya, anlamlandırmaya, sıradanlaştırmaya alışanlar, 15 Temmuz için de bir isim bulmalıydılar ve buldular..


Ben anlıyorum, birazcık siz de anlayın..