info @ kastamonuilkhaber.com

Kalpten geçenlerin de dua olduğuna inanır mısınız?

Kalpteki en gizli arzuların sinyallerini bile alan, duyan cevap veren, karşılık veren ilahi sonsuz rahmete inanır mısınız?
Ben inanırım.
Bu yaşıma kadar dost, kardeş, arkadaş meclislerinde konuştuğumuz pek çok şeyin hayata geçirildiğine şahit olmuş biriyim. Biz konuştuk, başkaları yaptı ama yapıldı. Zaten bizim muradımız da yapılması idi, o yüzden gücenmedik, gocunmadık, kıskanmadık, gurur duyduk, hamdettik.
Bazı arzu ve planlarımızı gerçekleştirmeyi  de bize nasibetti Rabbimiz hamdolsun..
Bu şehrin, ilim, irfan, kalem, kelam ehli insanlarını bir araya getirmek, bu yolda yürümek, yürüyecek yol arkadaşları bulmak, netice almak bunlardan biri idi ve hamdolsun elle tutulur bir şeyler olmaya başladı.
Ancak bu gün bahsedeceğim konu o değil, o konudan daha sonra bahsedeceğim..

Geçtiğimiz hafta, sosyal medyada bir paylaşım, bir yorum dikkatimi çekti.
Tanımadığım biri, Kastamonu ile ilgili bir paylaşımın altına "dedelerimin eserlerini yaşattığınız için teşekkür ediyorum" diye bir yorum yazmıştı değerli bir arkadaşımızın sayfasında paylaştığı Kastamonumuzun en kıymetli tarihi eserlerinden birinin fotoğrafının altına.


Bahse konu eser, Kastamonu İsmail Bey Külliyesi..


Bu adam kimin torunu, kime dedem diyor diye merak edip sayfasına girdim, baktım..
Adı İsmail. Candaroğlu İsmail diyor..
Mesaj yazdım, cevap yazdı. Bir süre yazıştık. Sonra numaramı verdim, numarasını istedim..
Bir öğle vaktine yakın telefonum çaldı.
Açtım, Candaroğlu İsmail bey torunu İsmail ağabeyimiz arıyor.


Ege ağzı.
Candan, sıcak.
Abi gibi, baba gibi..


O kadar samimi bir sohbet oldu ki..
Sanki kırk yıldır görüşmediğim yakın bir akrabamla, yakın bir dostumla yıllar sonra birbirimizi bulmuşuz, kavuşmuşuz gibi bir hava.
İsmail Ehliz ağabeyimiz, Candaroğulları Beyliği'nin son beyi İsmail Bey soyundan.
Dili de yüreği de beyzade, asilzade..
Konuştukça anladım ki hayatı da asilzade bir hayat.


İsmail Ehliz ağabeyimiz, seksenli yıllardan beri nesilleri hakkında araştırmalar yapmış. Aile arasında anlatılan, nesilden nesile aktarılan bilgilerle bulduğu bilgi ve belgeleri kendi kafasında, yüreğinde harmanlamış. Candaroğlu Beyliğini yeniden kur deseler, kurabilecek kadar ecdadıyla yoğrulmuş, o ruhu emmiş, o ruh genini, manevi, tarihi, kültürel ruhu taşıyan çok donanımlı bir beyzade.

Dedesi Candaroğlu İsmail Bey'i anarken zaman zaman sesinin titrediğine şahit oldum.
'Acaba layık olabiliyor muyuz' derken ki halinden hissettiklerim benim yüreğimi de titretti.
Üç defa rüyasında görmüş dedesini.
İsmail Bey üç defa torununun rüyasına gelmiş.
İsmail ağabeyimizden çok şeyler öğrendim.
İstanbul Beyoğlu Semti'nin Filibe'ye Vali olarak atanan İsmail Bey'in İstanbul'a taşınan oğulları tarafından kurulduğunu ve semtin adının bu yüzden 'Beyoğlu' olduğunu öğrendim.
Kastamonu'da en uzun süre görev yapan ve görev yaptığı süre içersinde ölümsüz eserler bırakan Valilerimizden biri olan Abdurrahman Nureddin Paşa'nın Candaroğulları neslinden olduğunu öğrenmem çok ilginçti ve çok değişik çağrışımlara vesile oldu.


Bu şehrin yürümesi, ilerlemesi, şaha kalkması için asilzade, beyzade birilerinin elinin, dilinin, gözünün ve gönlünün değmesi gerektiğini düşündürdü bana.


At sahibine göre kişner evet ama her at her yiğide binek olur mu, her binenle şaha kalkar mı diye sormadan edemedim kendi kendime..
İsmail ağabeyimiz, Afyon'da bu gün bin hane Candaroğulları nesli olduğunu,
Candaroğulları neslinin Türkiye'de Afyon, Bolu, Sinop gibi çok değişik vilayetlere yayılmış olduğunu,
Hatta Suriye, Tunus gibi başka ülkelerde de bu neslin yaşamakta olduğunu aktardı.

Öğrendiğim herşeyi bu köşeye yazmayacağım elbette.


Ama bir şeyi mutlaka yazmalıyım.
Candaroğlu İsmail Bey'in torunu İsmail Bey, daha önce hiç Kastamonu'ya gelmemiş. Hayatında ilk defa bu Ağustos ayı içersinde Kastamonu'ya geleceklerini, gelmeyi planladıklarını ifade ettiler.
Bu şehrin tarihine, kültürüne, irfanına gönül vemiş araştırmacı, yazar ve sivil toplum kuruluşları için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

Candaroğlu İsmail bey, bu şehri bu gün bile imar edebilecek kadar büyük bir sultandır.
Yeterinde tanımıyor, anlamıyor, anmıyor oluşumuz bizim en büyük noksanlarımızdan, ayıplarımızdan biridir.


İsmail Bey başka bir dönemde yaşasa, başka bir devlete sultan olsa, tarih kitaplarının övmeye doyamayacağı kadar büyük bir devlet adamıdır.
Benim sevgi ve saygımın elbette bir kıymeti yok, olamaz ama yüreğimin derinlerine işlemiş  İsmail Bey sevgisi bana hiç olmazsa bu yazıyı yazma fırsatı verdi.
Gönlümden daha çok güzel şeyler geçiyor.
Rabnim kabul buyursun, başarmayı bana olmasa bile birilerine nasibetsin inşaallah.

Candaroğlu İsmail Bey, Türk-İslam tarih ve medeniyetinin zirve şahsiyetlerinden biridir. Bıraktığı maddi ve manevi mirasın farkına varmak, sahip çıkmak kurtuluş reçetelerimizden biridir desem abartmış olmam.


İsmail Bey Külliyesi muazzam maddi bir mirastır evet ama İsmail Bey Vakfiyesi bir medeniyet inşa rehberidir.


Bu konuda ciddi çalışma ve yayınları olan Prof. Dr. Cevdet Yakuboğlu hocama minnet ve şükranlarımı ifade etmeden geçemiyeceğim.


Ama elbette yetmez.


Bir şehrin okulundan cami kürsülerine, akademi kürsülerine, siyaset kürsülerine konu olacak, yön verecek, şekil verecek, ruh olacak içerikteki çizgileri, bu şehirdeki yediden yetmişe herkese mutlaka ulaştırılmalı, anlatılmalı.

Selam ve dua ile..