info @ kastamonuilkhaber.com

lkedeki en büyük sorumuz, sorunlar yumağımızın sebebi, kaynağı, anası, Milli Eğitim sorunumuzdur.

Eskiden köyde, sokakta yanlış yapan birisi görüldüğünde 'senin öğretmenin kim' diye sorulurdu.
Ne alakası var derdim.
Belki alakası yoktu ama halkımızın okulun, eğitimin, öğretmenin önemine ne kadar inanmış olduğunu göstermesi açısından manidardı.
Bir ülkede hayatın hangi alanında yanlış, hatalı, arızalı bir işleyiş varsa bunda eğitimin etkisi kaçınılmazdır.
Bozuk bir ürün varsa, üretimde hata vardır.

Ekonomide, ticarette, sanayide, bürokraside, siyasette, üretimde, sanatta, zanaatta, ziraatte vb bir arıza varsa, aksama varsa,
Toplum hayatına sokulan her birey artı değer üretmek bir yana, üretilmiş değerleri bozuyor, tahrip ediyorsa,
Kahvehane, meyhane, kumarhane müdavimleri tarlada, bahçede, dükkanda, tezgahta çalışandan çoksa vb eğitim sistemimizde, eğitim süreçlerimizde bir sıkıntı var demektir..

Daha uç bir soru sormak gerekiyor aslında;
Milli Eğitimimiz gerçekten milli midir?
Adının başında 'Milli' eklenen, 'Türk' ve 'Türkiye' eklenen her kurum, her iş, her işleyiş gerçekten 'milli' midir, Türk'e ve Türkiye'ye ait midir?
Milli Piyango ne kadar millidir?
Futbol, Basketbol, Hentbol Milli Takımları gerçekten milli midir?
Bu soruları neden sorduğumu izah etmeye çalışayım.
Son aylarda ülkemizde yaşanan dolar, soğan, patates krizleri üzerinden tartışmaya başladığımız üretim ve tüketim kültürümüzde, üretime değil, tüketime yaslandırılan ekonomik sistemimizde milli eğitimimizin hiç etkisi, hatası, vebali yok mu?
Yaşım kırkbeşi geçti. Çocukluğumda bana ve tüm akranlarıma sık sık söylenen bir şey vardı:

"Okumazsan sanayiye çırak veririm, o zaman görürsün gününü..
Okumazsan alırım otuz tane koyun, sürünürsün.
Biz okumadık köyde, tarlada, sığır peşinde sürünüyoruz.
Okuyun kendinizi kurtarın. Okuyun adam olun.."
Bu ifadeleri neresinden, nasıl okursanız okuyun aslında, özünde ihanet var.
Bu ifadeleri sadece analar, babalar söylese belki mazur görülebilirdi. Ya öğretmenler söylerse.
Söylediler.
Bu gün köyde ziraat, hayvancılık yapacak, üretim yapacak;
Şehirde sanatla, zanaatla, dükkanla, tezgahla uğraşacak insan kalmadıysa, ustalar çırak bulamıyorsa, köyde kalan gençler evlenecek kız bulamıyorsa bu sözler, bu çirkin algı pompalaması yüzünden değil midir?
Aslında işin daha derin, daha sinsi, daha zehirli bir yanı daha var..
Bizim milli dediğimiz eğitim sistemimiz hür insan değil, köle insan yetiştirne üzerine kurgulanmış dersem bana kızanlar olabilir ama dinlemenizi rica ediyorum.
Bu gün tüm ülke genelinde ve tüm yaş grupları üzerinde bir anket yapalım ve gençlere ilerde ne olmak istediklerini, erişkinlere de çocuklarının hangi mesleği seçmelerini istediklerini soralım.
Siz gangi cevabı verdiniz? Yüzde seksen, doksan ebeveynimiz, çocuklarımız,
Astronot, pilot, doktor, hakim, savcı, öğretmen, polis, asker, mühendis olmak istiyoruz diyecek değil mi.
Yani devlet kapısında memurluk..
Memur ne demek? Osmanlıda 'kapıkulu' denirdi.
Emir alan demek. Aslında bir nevi kölelik demek.
Biz kölelik için yarışıyor, çocuklarımızı da köle olmaları için yarıştırıyoruz.
En itibarlı, en çok kazanan köle olmak için.. Dünyada kölelik kalkmadı, şekil değiştirdi.

İyi bir maaş karşılığı gencecik, onurlu, gururlu, taşı sıksa suyunu çıkartacak insanların, emir almaya, itaate alıştırıldığı, para karşılığı hürriyetlerini severek satan insanlar yetiştiren bir sistem milli olabilir mi? 
Bizim milli benliğimizde kölelik, esaret yok diye bas bas bağırıyoruz ama yaptığımızla ettiğimiz birbiriyle taban tabana zıt.
Bu ülkede 12 milyon emekli var.
Bunun en az iki katı memur, işçi var. Yani ülke nüfusunun en az yarısı gözünü devlet kapısına dikmiş, maaş bekliyor, zam bekliyor, amirinden iltifat bekliyor, tayin, terfi, torpil bekliyor.
Bir o kadar nüfus ta sırada belkiyor.. Eğitim sistemimiz ise her yıl iki milyona yakın gencimizi yine devletin kapısı önüne boca ediyor.
12 sene 16 sene okut, eğit. Ama sonunda bu eğitimli gençler devlet kapısında maaşlı köleler olmak için kuyruğa girsin..

Oysa üretmek özgürlüktür. Üretmeyen, üretemeyen insan hür olamaz. Devletler de öyle. Başkasın yardım ve desteğine muhtaç birey, toplum ve devlet hür, bağımsız kalabilir mi?
Eğitim üzerinde, 'Milli Eğitim' üzerinde kafa yoran ve yorması gereken herkes, her kurum önce bir çocuğa sorar gibi, 'ilerde ne olmak istiyorum' diye sormamız ve vereceğimiz cevaba göre bir program, müfredat oluşturmamız gerekiyor.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milleti on, yirmi, otuz, elli, yüz yıl sonra ne olmak istiyor?
Bağımsız bir devlet.  Dahası, bölgesinde ve dünyada en itibarlı, süper güç bir devlet..
Bunun için ne gerekiyor?
Memur işçi sayısını üçe beşe katlayarak olabilir mi?
Hayır.
Yaşamak için gözünü devlet kapısına diken insanların çokluğu intihar demektir.
Tüm eğitim sistemini memur, işçi yetiştirmek üzerine sistamize eden bir devlet ancak sömürge devlet olabilir, ötesi yok.
Peki ne yapmalıyız?
Önce elli yıldır hakaret ettiğimiz çiftçiden, çobandan, sanayideki çıraktan, kalfadan, ustadan, esnaftan özür diliyecez.
İadei itibar edeceğiz.
Çocuklarımıza iş yapmanın, üretmenin izzetini, şerefini öğreteceğiz.
İşçilik, memurluk ta gerekli elbette ama biz çocuklarımıza hür teşebbüsü sevdireceğiz.
Oturduğu yerden maaş almayı, temiz takım elbise, kıravatla çalışıp devletin eline bakmayı, amirinin ağzına bakmayı değil, iş elbisesinin isini, pasını, çamurunu sevdireceğiz.
Sıcak odalarda terleyip klima açıp serinlemenin değil, çalışırken terlemenin yüreklerde oluşturduğu tarifsiz ferahlığı sevdireceğiz.
12 yıl 16 yıl boyunca milyonlarca genç, dinamik, heyecan dolu çocuklarımızı, gençlerimizi okul duvarları arasına hapsetmenin eğitim olmadığını fark edeceğiz, idrak edeceğiz, vazgeçeceğiz.
Eğitim sistem ve politikalarını sadece eğitimcilere teslim ve emanet te etmeyeceğiz.
Ülkedeki tüm sektörlere eleman yetiştiren bir sistemi, tüm sektörlerden fikir almaya, standart almaya, ortak hareket etmeye de mecbur edeceğiz. 12 yaşında bir dükkana, tezgaha, sanatkara çırak veriken bir çocuk, 12 yıl sonra işinin tam anlamıyla ustası, olabilirdi eskiden. Dahası, ustasının elini öper, izin ister gider kendi dükkanını, tezgahını açabilirdi. Şimdi, 16 yıl okutup işsizler ordusuna nefer yazdırıyorsak gençlerimizi, hiç bir mesleği adamakıllı öğretemiyorsak, bırakalım okulları ustalar yönetsin diyesi geliyor insanın.
Eğitim benim işim, kimse karışamaz diyemez kimse. Bu ülke, bu devlet, bu gençlik, istikbal hepimizin. Kimse tekeline alamaz, ipotek koyamaz.
Zira eğitim, sadece eğitimcilere ve siyasetçilere bırakılamayacak kadar önemlidir..