info @ kastamonuilkhaber.com

“Kapıda ödeme güvencesi ile 3 Yıl Garantili Pompalı Tüfek, Av Tüfeği… 450 TL. Sipariş için: 0.53. 0671… Kampanya başlatıldı…”

Başka bir dostum mesaj atıyor:
19 yaşında bir genç intihar etti. Bir hafta içinde ikinci intihar vakası…

Peki bu gencecik yavrularımız intihar aletini nereden buluyor...?

Ne yazık ki; internet üzerinden, eve teslim siparişle…

Bu kadar olmamalı…

Silaha ulaşım, silah kullanma ve sahip olma bu kadar basit olmamalı.

Kuralsızlıklar silsilesi almış başını gidiyor.
Amerika gibi olduk neredeyse…

Devletin ivedilikle önlem alması, silah pazarlaması ve edinilmesine dair zecri ve caydırıcı kanuni düzenlemeleri bir an evvel yapması şart.

Yoksa gidişat çok kötü ve hiç de hayra delalet değil.

Kaldı ki; sadece internet üzerinden mi oluyor, bu siparişler…?
Daha neler neler.

Cüzi paralarla tüfek, tabanca ve hatta kaleşnikof temini çok mümkün.

Bunların hepsi kamu güvenliği ve milletin can güvenliği için ciddi risk ve tehlikedir. Bu durum her geçen gün artıyor.

Düşünün; daha çocuk yaşta intiharları ve saldırıları işitiyor, okuyoruz.

Türk geleneği diye adlandırılır; “At, avrat, silah”…

Sosyal medyada afişe ediliyor, gururla sunuluyor.
Gencecik çocukların elinde bu tehlikeli ve can alan oyuncaklar.

Bir de Türk’lük geleneğiyle ilintili sözel eklemeler yok mu…
Ama burada bir yanlışlık var.

Türk geleneğindeki silah, bireysel silahlanma değil; Devlet savunması için yönetsel otoritenin uygun gördüğü kişilerde olan silahtır.

Türk devlet geleneğinde nizami ordular oluştuktan sonra kimin silahlı olup olmayacağı bellidir. Herkes silahlı olmaz ve değildir.

“At-Avrat-Silah” deyişindeki silahla vurgulanmak istenen, kamu güvenliği ve devlet savunmasıdır.

Yoksa her önüne çıkanın silah sahibi olması, elinde silahla tehditler savurması ve intihar eylemleri hiç değildir.

Silah gerekli midir.?
Evet. Çok gerekli…

Devletin güvenlik güçlerinin en teknolojik ve ileri özellikli silahlarla mücehhez olması; dosta düşmana devletin savunma gücünün ikna ediciliği açısından çok önemli ve gereklidir.

Kamu otoritesinin belirlediği kişi ve kurumların silah sahibi olması esastır.

Yoksa herkesin şu, bu veya herhangi bir sebeple silah edinmesi ancak anarşiye sebep olur.
Kamu otoritesini sarsar.

Devleti zaafa uğratır.


Kaldı ki; bilim, ilim ve öğrenim emin olalım ki, en önemli silahtır.

İnanın bilginin, birikimin olmadığı yerde silah hiçbir işe yaramaz.

İstediğin kadar çok silahın olsun; birileri seni uydu üzerinden takip eder, izler ve yönlendirir.
Sen neye, nereye ve kime yöneldiğini, düşman olduğunu, kimi öldürdüğünü veya kimlerin değirmenine su taşıdığını bile bilemezsin.

Salt silah edinip, kendince erkeksilik pozu vermek cahillik ve cehaletten başka bir şey değildir.

Birileri-silah üreticileri sosyoloji-psikoloji ve ekonomi üzerinden bir algı yönetimi yaparak bizi kendi silahlarıyla vuruyor ve biz farkında bile değiliz.

Çünkü onların işi silah satmak.
Aynı zamanda alıcı ülkelerin güvenliğini sarsarak devlet gücünü zaafa uğratmak.

Son tahlilde de; o ülkede kaos, kargaşa ve anarşi oluşturmak.

İşte o zaman o ülkeyi alt etmek, ele geçirmek ve yapacakları provakatif söylem ve algılarla paramiliter güç oluşumuna zemin hazırlamak.

Bunun yanında, bir de toplumsal ve bireysel psikolojiyi kontrol ederek; ölüm ve öldürmeleri normalleştirmek, sıradanlaştırıp kanıksatmak.

Her boyutu tehlike…
Nereden bakılsa sorun, sıkıntı ve kamusal problem.

Bu konuda, inanıyorum ki; devletin ilgili ve yetkili kurumları da tehlikenin farkındadır.
Ebeveynler ve eğitimcilerimiz gelen tehlikenin bilincindedir.

Aileden başlayıp devlete kadar; kamusal ve toplumsal ölçekte herkesin bu konuya duyarlı olması, hassasiyet göstermesi ve silah sahipliği cehaletinden kurtulup taze dimağları ve milli beyinleri ilim ve bilim edinmeye yönlendirmek şarttır.

Bunun vakti geldi ve geçiyor.

Çok geç olmadan buna odaklanmalı ve dikkat kesilmeliyiz.

Daha kaç gencimiz bir diğerini öldürmeli veya intihar etmeli…!

Aklımızı başımıza almazsak; zar zor kazandığımız parayla aldığımız elin oğlunun silahıyla, kendi canlarımızı toprağa vermeye devam ederiz.

Bu bir toplumsal sorundur ve topyekün bir inanç ve mücadele gerektirir.

Millet ve devlet birlikteliği ve ortak çalışmasıyla tehlike minimize edilebilir.

Hemen, şimdi ve zaman kaybı olmadan bu sorunun halli için çalışmak tek yoldur.


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.