info @ kastamonuilkhaber.com

Âh Minel Mevt! 
Üniversite yıllarımda Faruk Kayapalı adında çok değerli bir hocamızdan duymuştum;

“Sen doğarken ağlıyordun, 
Gülüyordu herkes, 
Öyle bir hayat yaşa ki,
Sen ölünce gül,
Ağlasın herkes..”

Öldüğünde kendisi gülecek ama geride bıraktıklarını derin hüzünlere boğacak nice güzel insanımızın varlıklarını, son aylarda Kovid salgını nedeniyle yoğunlaşan vefat haberlerinden öğrenir olduk.
Hayatın gürültü ve stresinden kaçıp huzur bulduğumuz, dağ başında, bir akar su, dere ya da deniz kenarındaki sessiz, tenha ama Cennet gibi yemyeşil, huzurlu, sessiz ve tertemiz yerlere benzeyen insanlarımız ve ortamlarımız varmış da haberimiz yokmuş..

Varlığı çoğu zaman farkedilmeyen ama bulunduğu yere sürekli güzel kokular yayan, güzel manzaralar sunan, herkesin göğsüne takmak istediği güller misali pırıl pırıl, mis gibi kokular saçan insanlarımız varmış da haberimiz yokmuş..
Büyüklüklerini, değerlerini bıraktıkları boşluğun büyüklüğünden fark edebildigimiz nice güzel insanımızı bir bir kaybediyoruz.
Her ölüm acıdır, her ölüm acıtır.
Lakin bazılarının acısı çok daha derindir, hiç geçmez.

İki gün önce çok değerli bir insanı;
Âlim, muallim, hattat, ebruzen, devlet sanatçısı, güzel bir dost, arkadaş, abi, Kastamonumuzun göğsüne takılmış şeref madalyası gibi değerli bir büyüğümüzü, Rafet Küllüoğlu hocamızı kaybettik.

Rafet hocamızın, boşluğu doldurulamayacak kadar büyük bir insan olduğunu bilirdim, ama vefatıyla hücrelerine kadar hissettim.
Eminim bu his, bu fikir sadece bana ait değil, yüzlerce, binlerce kişi aynı şeyi düşünüyor, hissediyor, ifade ediyor..

Öncelikle hocamız gerçekten alim idi..
Gençliğinden, lise yıllarından itibaren tüm hayatı ilim peşinde, âlimlerin dizlerinin dibinde geçmiş ilim, hikmet aşığı bir büyüğümüz idi..
Tanıdığı günden vefatına kadar 
Bediüzzaman Hazretlerinin en mühim talebelerinden biri olan âlim, fazıl, evliyaullahtan Mehmed Feyzi Efendi’nin yanından, kanatlarının altından hiç ayrılmamış, O’nun nurlu, feyizli derslerinden kana kana icmiş bir âlim.

Yüksek İslam Enstitüsü yıllarında da günleri, haftaları, ayları ve yılları fakültenin dersleri ve hocaları dışında İstanbul’un bilinen en değerli hoca ve âlimlerinin ders halkalarına katılmak için koşuşturmakla geçmiş;
özellikle Kur’an ilimleri, tefsir ve hadis ilmi hayatının odak noktası olmuş.. 
Bütün bu koşuşturmaca yetmiyormuş, az geliyormuş gibi hat ve ebru sanatında da dersler almaya, ilerlemeye devam etmiş biri..

Rafet hocamız âlim ve aynı zamanda muallimdir, insana dokunan, yüreklere dokunan, insan yetiştiren, yürekler terbiye eden bir muallimdir..
Yüksek İslam Enstitüsü bittikten sonra mezun olduğu Kastamonu İmam Hatip Lisesi’nde uzun yıllar muallimlik yapmış, yüzlerce, binlerce öğrencinin yetişmesinde özel gayretleri olmustur.
Tüm öğretmenlik hayatı boyunca bıkmadan usanmadan, dersler bittikten sonra gayretli, istekli öğrencilerini okulun bodrum katlarında toplayarak onlara ilave tecvid, tefsir, hadis, hat vb dersleri veren, ruhundaki ilim aşkını, hamiyeti, gayreti, dindarlığı, güzel ahlakı öğrencilerine nakış nakış işleyen bir muallim..

Emekliliğinden sonra ağırlık verdiği hat ve ebru sanatında da onlarca talebe yetiştirmekten geri durmamış bir usta ve üstad..

Âlim, muallim, usta ve kendisi asla kabul etmese de üstad bir sanatkâr..
Bin yıldır İslam’la süslenen, İslam’la şereflenen bu aziz milletin ruhunun güzelliklerinden doğan, gelişen sanatlarla kurduğu bağ ile bu günün neslinin muazzam medeniyeti arasındaki en güzel köprülerden biri olmayı başarmış bir sanatkar..
“Allah güzeldir, güzeli sever..” hocamız da Allah’ın sevdiği o kadar çok güzel haslet vardı ki..
Hocamızın sanatı ve sanatçı kişiliği Devletimiz tarafından da farkedilmiş, “Devlet Sanatçısı” ünvanı verilerek tescil edilmişti.
Kastamonu’dan çıkmış ender devlet sanatçılarımızdan biri..

Hayatındaki, yüreğindeki iman nuru, İslam ahlakı, sanat ışığı ile sadece kendini değil, içinde yaşadığı şehri ve ulaştığı her yeri süslendiren, şereflendiren, zinetlendiren bir insan..

Özellikle ramazan aylarında ve değişik vesilelerle Nasrullah Kürsüsü’nden insanlara coşkun vaazlar veren bir hatip.. 
Yanına vardığınızda son derece halim selim, nazik, naif.. Sohbetine doyum olmaz candan bir dost.. Herşeye hayat veren bir su pınarı, şelale, ırmak gibi sesiyle, akışıyla sizi yıkayıp durulayan, alıp götüren bir ırmak..

Senede birkaç kez olsun yanına gidip sohbetinden, muhabbetinden, nurundan, feyz alıp şarj olduğum, dolduğum, doyduğum, huzur bulduğum çok değerli iki-üç büyüğümden biri..
Kendisinin sohbetinden aldığım nur ve huzur bana haftalarca yeterdi.

Dükkanı akademik bir kürsü gibiydi aynı zamanda.
Gelen dostlarıyla, ehli ile hususi dersleri, sohbetleri hep devam ederdi.
“Münire Medresesi” şu an içinde barındırdığı bazı olumsuzluklara rağmen, hocamızın sayesinde medrese olma vasfını devam ettiriyordu..
Yanından ayırmadığı, her fırsatta dünyanın hay huyundan başını çevirip içine daldığı hadis kitaplarını, tek bir nüshası kaldı dediği ve “bizzat kendilerine okudum, tasdik ettirdim” dediği Mehmed Feyzi Efendi’den Feyizli Sözler kitabından da okuyuverir, izah ediverirdi..
Bu sohbetlerden birkaçını ilerleyen günlerde siz dostlarımla da paylaşmak isterim inşaallah.

Derdi, davası, sevdası, imanı büyük olan insanlarla, alimlerle, velilerle ve Peygamberlerle sohbetteki sırrı Rafet hocamın sohbetlerinde çok iyi anlamıştım.. 
İnsandan insana, dosttan dosta, candan canana, alimden talebeye ilimden, bilgiden farklı olarak pek çok duygu, his, hal, nur siniyor, sirayet ediyor.. 
Kalpten kalbe giden yolların en hayırlısı ilim, iman, irfan, ahlak, fazilet, nur, huzur..taşınan yollarmış, bunu da hocamin sohbetlerinde yaşayarak test ve tasdik ediyorduk.

Şehrimize gelen misafirlerimizi Münire Medresesi’ne gururla götürürdük.. 
Her şehre nasip olmayacak bir değerimiz vardı çünkü orada..
Hattat, ebruzen ve mükemmel bir Kastamonu beyefendisi Rafet hocamız vardı..
Ankara, İstanbul, Bursa gibi büyük sehirlerde, açılan fuar ve sergilerde Kastamonumuzu en güzel şekilde temsil eden, göğsümüzü kabartan Rafet hocamız vardı..

Artık yok.
Yokluğu o kadar büyük, bıraktığı boşluk o kadar büyük ki, nasıl doldurulur bilemiyorum.
İkibinli yılların başında Münire Medresesini restore ettirip turizm faaliyetlerine tahsis eden, Rafet Küllüoglu hocamızı keşfedip kendisine orada bir dükkan/atölye tahsis eden dönemin Valisi Enis Yeter Bey gerçekten ufku geniş bir valimiz imiş..

Gönül ister ki Rafet hocamızın atölyesi, hiç dokunulmadan muhafaza edilsin, kapatılmasın..
Valilik, Belediye kirasını ödesin, hocamızın adına hat ve ebru müzesi haline dönüştürülsün.
Dahası, o çarşıda hocamızın yetiştirdiği talebelere yeni atölyeler tahsis edilsin.
Yurt içinden, yurt dışından gelen misafirlerimiz bu sanatımızın izlerini Kastamonumuzda görmeye devam etsinler..

Âh mine’l mevt..

Kabir taşlarında çok gördüğümüz bir ibaredir bu.. Yürekteki derin yangının ifadesidir; Âh mine’l mevt.. 
Ahım ölüm yüzünden. Ahımın, feryadımın sebebi, lezzetleri acılaştıran ölüm..
Hayatları, hayalleri yarım bırakan mevt..
Anmaktan bile korktuğumuz, ama anlı ya da ansızın gelip teker teker alıp giden mevt..

Korkmaktan ziyade hazırlıklar yapmamız gereken kaçınılmaz son ya da sonsuzluğa gidişin ilk kapısı, ölümsüzlük için yeni bir başlangıç..

Rafet hocamız sonsuz hayat için hazırlık yapmayı, erzakını, çeyizini hazırlamayı inşaallah başarmış güzel insanlardan biri idi.. Güzel yaşadı, güzellikler biriktirdi, güzellikler götürdü ebed yurduna. 
Ve ümit ediyorum ki manevi şehidlerden sayılmasına vesile olacak bir ölümle kavuştu Rabbine..

Bizlere ise çok kavramının bile az kaldığı derin bir hüzün ve hasret bıraktı.. 
Belki biraz da ibret; “her can sahibi ölümü tadacaktır..”
Rabbim Efendimize komşu eylesin..
Suya çizdiği güllerden milyon kat güzel gülistanlar içinde yaşatsın inşaallah..
Amin..