info @ kastamonuilkhaber.com

İmaj kavramı, Latince “imago” (resim) kökünden gelmekte, bilgi bilimi (epistemolojik) açıdan da insanın zihninde bir kişi, kurum, ürün, olay vb. hakkında geliştirdiği bilişsel ve psikolojik bir resmi yani algılarımızı ifade etmektedir. İmaj, insanlar arasında bir iletişim aracıdır ve kişiliğimizi, bilgi ve birikimlerimizi, yeteneklerimizi anlatmamızı sağlayan bir reklam aracı olarak da ifade edilebilir.
İmaj hem bireysel hem de kurumsal anlamda değerlendirilir. Bireysel imaj; bireyin yaşadığı ortamlardaki beden dili, giyiniş tarzı ve sözel ifadeleri ve bu çerçevede kişilerin insanlarda bıraktığı olumlu veya olumsuz izlenim olarak değerlendirilir. Kurumsal imaj ise, bir kurumun diğer kurum veya insanlar tarafından nasıl algılandığına işaret eder. Kurumların kendilerini nasıl gördükleri ve değerlendirdiklerinden ziyade başkaları tarafından nasıl görüldükleri ve değerlendirildikleri daha önemlidir. Bu açıdan değerlendirildiğinde; kurumun dışarıdan nasıl imaja sahip olduğunun bilinmesi; kurumsallaşma, kaliteli ürün veya hizmet üretme ve verimlilik çalışmaları noktasında çok önemlidir.
Kalıcı ve başarılı bir imajın oluşturabilmesi ve dünya çapında markalaşmış bir değere ulaşabilmesi için, bireylerin ve toplumların kendi öz kültürüne ve milli kimliğine ve değerlerine bağlı kalarak hareket etmesi şarttır.
İmaj, kendiliğinden oluşan bir süreç değildir ve süreç içerisinde değişebilir bir özellik taşır. Toplumsal ve bireysel manada, bazı art niyetli grupların içinde yaşadığımız toplumun imajına müdahale edip, bu imaj üzerinden olumsuz algılar oluşturmalarına fırsat verilmemelidir (DEAŞ, FETÖ vb sözde dini guruplar üzerinden İslam dini ile ilgili oluşturulmak istenen olumsuz algılar vb durumlar gibi…)
İmajlara ve bu imajları kullanan iktidarlara; kurumlara ve çıkar odaklarına karşı kitlelerin akıl ve ruh dünyasının korunması adına sosyal bilimcilere de önemli sorumluluklar düşmektedir. Çünkü insanların ehliyet ve liyakatten ziyade sahte bir imaj üzerinden layık olmadığı bir unvanı elde etmesi veya makama gelmesi veya bir güç elde etmesi, sosyolojik bağlamda hem kendisi hem de toplum için büyük sorunlara yol açar.
İHLAS ve SANAL DÜNYA
“İhlâs, bir söz söylerken, bir amel yaparken Allah’ın (c.c) rızasına uygun olarak hareket etmek” şeklinde tanımlanır... İhlas, riyadan uzak, sâf, samimi, sevgi ve bağlılıkla elde edilen rüçhaniyettir (üstünlüktür). İhlas aynı zamanda hakka ve hakikate yaklaştıkça artan, uzaklaştıkça da azalan manevî bir değerdir.
Samimi ve gönülden (muhlis) olmak, ancak mutlak anlamda Allah’ın rızasına nail olmakla, yani aklımızı, kalbimizi, kin ve düşmanlıkla ilgili düşüncelerden ve su-i zandan uzak tutmakla olur.
Sanal veya sanallık, Latince asıllı ‘simulation’ sözcüğünün karşılığı olarak dilimizde kullanılmaktadır. Simulation/sanallık; olmayan bir şeyi varmış gibi yapmak veya göstermek; varmış gibi hissediyor olmak hâlini ifade eder. Sanallık, gerçeklerin görüntüye indirgenmesi olarak da ifade edilebilir. Hâlbuki Müslümanca yaşamak ve Müslümanca hissedebilmek, ancak sanalın dışındaki hakikatle temasta bulunmakla mümkün olur. Karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı gerçek dünyadaki sergilediğiniz bir davranışı ve bu davranış neticesinde yaşadığınız duygu ve hisleri sanal aracılığıyla yaşayamazsınız ve hissedemezsiniz.
İnsan dünyası sanallaştıkça kalbin sezgi, aklın idrak gücü de zayıflamakta ve dolayısıyla insan, kalben tam bir tatmin olma duygusuna (mütmainliğe) da ulaşamamaktadır.
Ameller niyetlere göredir… Sâf ve temiz bir kalp sahibinin amelleri de sâf ve temiz olur. Zaten, şeytanın en büyük hilesi de niyetlere riya, kibir ve başka başka dünyalıklar karıştırmaktır.
İnsanlar arasında, İleri düzey teknolojik iletişim araçlarının kullanımıyla ortaya çıkan modern dünyadaki gösteriş hastalığı saf ve halis niyetlere bulaşmış bir virüs gibidir ve bu virüsü büyüten de sanal dünyadaki olumsuz “imaj putu”dur.
Bu gösteriş ve imaj putundan kurtulmanın yolunun reçetesi de konu ile ilgili Kur’an da geçen ayetler ve peygamber efendimizin hadisleridir.
"… Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır..." (Ayet: Maide, 48)
“Onlar inanan ve Allah’ı anmakla gönülleri huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller, ancak Allah’ı zikirle mutmain olur.” (Ayet: Rad, 28)
(Resûlüm!) Şüphesiz ki Kitab’ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allah’a has kılarak (ihlâs ile) kulluk et.” (Ayet; Zümer, 2)
“Sizi karada ve denizde gezdirip dolaştıran O’dur. Hatta gemilerde bulunduğunuz ve o gemiler, içindekilerle beraber hoş bir esinti ile akıp gittikleri ve tam keyiflendikleri sırada o gemilere şiddetli bir fırtına gelir çatar ve her taraftan onlara dalgalar gelmeye başlar. Bütünüyle kuşatılıp artık bittiklerini sanırlar. İşte o vakit tam ihlas ile Allah’a yalvarır ve dindar olurlar: “Eğer bizi buradan kurtarırsan, andolsun ki, şükredenlerden olacağız.” derler. Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki onlar, yine haksız yere taşkınlık ediyorlar.” (Ayet; Yunus, 22-23)
"O, sizin suret, şekil ve dış görünüşlerinize değil, kalplerinize va kalbi temayüllerinize bakar." (Hadis; Müslim, Birr, 33)
“Allah ve Resûlü’nü sevmeyi arzu eden veya Allah ve Resûlü’nün kendisini sevmesini isteyen kişi; konuştuğunda doğru söylesin, kendisine bir emânet verildiğinde onu en güzel şekilde edâ etsin, yani kendisine güvenen insanların bu emniyetini boşa çıkarmasın ve civarındaki insanlara en güzel şekilde komşuluk yapsın!” (Hadis; Beyhakî, Şuab, II, 201; Tebrîzî, Mişkât, III, 81)
Kaynaklar:
1- Dr. Yılmaz ERGÜDEN (Ar-Ge Danışmanlık yönetim Kurulu Başkanı), İtibar Yönetimi Enstitüsü, Uluslara arası itibar Yönetimi Konferansı, 3-4 Ekim 2013, İstanbul.
2- https://www.timeturk.com/tr/makale/serdar-demirel/imaj-ve-ihlas.html
3- https://ihvanlar.net/2011/11/14/ihlas-ihlas-nedir/
4- https://sorularlaislamiyet.com/ihlas-tam-olarak-nedir-ihlas-nasil-kazanilir-1