info @ kastamonuilkhaber.com

Çarlık Rusyası ve Sovyet dönemleri büyük Kırım ve Kafkas sürgünlerinin yıldönümlerini sessiz, sedasız, cılız anma etkinlikleri ile hatırlıyor, anıyoruz. 

Kırım-Kafkas-Türkistan sürgünleri, insanlık tarihinin en acı, en vahşi, en acımasız sürgün ve göç hareketleridir.

Milyonlarca insan ansızın, hiç hazırlıksız, tamamen haksız, gerekçesiz;
kar kış demeden, tren vagonlarına vs doldurulup bilmedikleri yerlere sürüldüler.

Sebepsiz..

Yüzbinlerce, belki milyonlarca insan bu sürgün esnasında, sonrasında hayatını kaybetti. Yurdunu, toprağını, mazisini, kültür ve inancını, kimliğini kaybetti, umudunu kaybetti, yarınlarını kaybetti. 
Güya medeni batı, asılsız bir Ermeni Soykırımı yalanıyla dünya gündemini meşgul ederek, kendilerinin yaptıkları gerçek soykırımları örtmek, perdelemek istiyor ve başarıyor.

Kendileri ifade etmese de her vicdan sahibi bilir ki, birinci ve ikinci dünya savaşları, öncesiyle, sonrasıyla tam anlamıyla soykırım savaşlarıdır. 
Birinci Dünya Savaşı’nda İslam ve müslümanlara soykırıma yeltenen Hıristiyan Batılı ülkeler,  İkinci Dünya Savaşı’yla bazı hesaplara göre birbirlerinden seksen milyon insan  öldürerek başka soykırımlara imza atmışlardır.

Bu soykırım ve zulümlerin en acılarından biri, belki iki yüz yıl süren Kırım Sürgünleri silsilesidir.
Kırım, çok değerli bir toprak. Stratejik bir bölge. Tarih boyunca en önemli toprak parçalarından biri olma özelliğini hiç kaybetmedi. 
Rusya için önemli. Türk İslam tarihi, kültür ve medeniyeti için önemli. 
Türkiye için önemli. Ama Kastamonu için çok daha önemli, değerli.

Neden? 
Kastamonu’nun İslam kimliğiyle tanışması 1074’te başlayıp 1100’lü yılların sonlarında kesin bir zaferle sonuçlandıktan sonra, Kastamonu’ya hükmeden Çobanoğulları beyliği, fetih hareketlerine ara vermeden devam etmişler.

Hüsameddin Çoban Bey, Sinop’ta kurduğu donanma ile Kırım’a hareket etmiş, Suğdak şehrini ve başka bazı kaleleri ve şehirleri fethetmiş, kendisi de zaferden sonra hemen geri dönmemiş, uzun bir süre orada kalmıştır. Bu seferden sonra Kırım, tamamen olmasa bile Kastamonu’ya, Çobanoğullarına, Anadolu Selçuklu Devletine tâbi kılınmıştır.

Kastamonu’daki pek çok cami, medrese vb hayrî esere Kırım’dan vakfiyeler tahsis edilmiş, vergi, harç, vakıf geliri olarak Kırım’dan Kastamonu’ya bir gelir köprüsü kurulmuştur. 

Ayrıca, Çin’den Rusya topraklarına, oradan Kırım’a, 
Kırım’dan Karadeniz üzerinden Kastamonu’ya, buradan ta Mısır’a kadar ulaşan Kürk yahut Köle Yolu olarak bilinen ticaret yolunun hâkimiyeti de Kastamonu beylerine geçmiştir..

Kırım’daki Kastamonu hâkimiyetinin tam olarak ne kadar sürdüğünün, Kastamonu izlerinin tesbiti biraz zor. 
Ancak Kastamonu’da Kırım adı, izleri halen çok canlıdır. 
Kırım, Kastamonu da mahalle ve sokak isimlerinde yaşar.

Akmescit Mahallesi.. 
Kefeli Yokuşu, Kefeli sokak.. 
Bu mahalle ve sokak isimlerinin tarihi, neden bu isimlerin verildiği konusunda kesin bilgiye sahip değilim. O yüzden teferruata girmeyeceğim.

Bunlara ilave olarak, dolaylı adlandırmalarla  Kırım-Kastamonu bağını capcanlı yaşatan Hamidiye Mahallesi var. 
‘Hamidiye’; Osmanlıyı, Abdülhamit Han’ı simgelediği kadar, bu gün Irak ve Suriye’den ülkemize doğru akan mülteci hareketlerine benzer bir göç hareketinin, iskân faaliyetinin de adıdır.

Rus işgal ve zulümlerinden kaçan, sürgün edilen Kırım, Kafkas coğrafyasından kaçan yüzbinlerce insanımızın, soydaşımızın devlet eliyle iskân edilme politikasının da adıdır, desek yanlış bir hükme varmış olmayız. 
Anadolumuzun her bölgesinde bulunan Hamidiye adını taşıyan köyler, kasabalar, mahalleler ve hatta ilçeler aslında Kırım ve Kafkas göçmen yerleşim merkezleridir. Hamidiye adını taşıyan Çerkez, Gürcü, Abaza, Tatar köy ve kasabalarının asıl anlamı göç’tür, hicrettir, sürgündür, tüm mazlumlara kucak açan müslüman Türk’ tür, Osmanlı’dır, Abdülhamid Han’ dır..

Rus işgal hareketlerinin başladığı 1700’lü yıllardan itibaren Kırım’dan Anadolu’ya doğru 10 bin, 20 bin, 40 bin hatta yüz binleri aşkın toplu göç hareketleri yaşanmış. 
1850’li yıllarda yaşanan bir Rus işgal hareketi sonrası 10 bin kişilik bir Kırım Tatar muhacirinin iskânı için Kastamonu ve Konya vilayetleri görevlendirilmiş Payitaht’ın fermanı ile.

Vilayet sınırları tüm Batı Karadeniz Bölgesi’ni kapsayan Kastamonu Valiliği bu muhacirlerden bir kısmını yaklaşık 80 hanelik bir mahalle oluşturacak şekilde Kastamonu şehir merkezine yerleştirmiş. Hamidiye Mahallesi, (halk arasındaki ifadesiyle Muhacir Mahallesi)  müstakil bir mahalle iken, 1970’li yılların sonlarına doğru Kırkçeşme Mahallesi ile birleştirilmiştir.

Mahalle sâkinlerinden bir kısmının soyadları Baydar. Bu isim de Kırım’dan gelme, Kırım’dan kalma. 
Dedelerinin göç ettikleri Kırım’ın Baydarova kentinin adını kendi soy adlarında yaşatıyorlar. 
Seksen yıldır göç veren bir şehir olan Kastamonu’nun bir parçası olarak Kırım göçmenleri olan bu insanlar da oldukça fazla göç vermişler. 
Buna rağmen hatıralarına, birbirlerine bağlılıkları çok daha derindir, daha sağlamdır. 
Bu muhacir mahallesine 1885 yılında Urgancızâde Hacı Bahâüddin Efendi tarafından inşa ettirilen Hamidiye Camisi, bu göçmen mahallesinin kalbi gibidir. 
Başka mahallelere taşınmış olsalar bile cenazelerini ebediyete bu camiden uğurlar, sene-i devriye gibi dinî merasimlerini bu mahallede, bu camide idrak ederler.

Kastamonu’nun son dönem hattatlarından Emrullah Demirkaya da bu mahalle ile özdeşleşmiş, Kırım muhacirlerinden biridir. 
Uzun ve bereketli bir ömür sürmüş hat sanatı üstadlarımızdan olan merhumun evi satılmış, el değiştirmiş. 
Ancak merhumun hayatta iken bizzat kendi elleriyle hat ve resimlerle bezemiş olduğu ahşap evinin bazı odaları hüsn-i hat ve resim galerisi gibidir.

Bu evin satın alınarak hem Kırım Kastamonu tarihinin, hem Kırım sürgünlerinin, hem de hat sanatımızın mühim merkezlerinden biri olan Kastamonu’da hat sanatı ve tarihi müzesi olarak düzenlenmesi, sokaklarına bu hatıraları yaşatacak isimler verilmesini umuyor, bekliyoruz. 
Ayrıca, mahallede o dönemden kalma küçüklü büyüklü evlerin, konakların tescil edilip restore edilerek dünyaya duyurulmasını, tanıtılmasını, turizme kazandırılmasını umuyor, bekliyoruz..

Bu vesile ile 18 Mart’ta Kırım’dan, vatandan zorla kopartılıp sürgünlere tâbi tutulan, bu uzun, çileli zulüm yollarında çileler çeken tüm soydaşlarımıza Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. 
Ruhları şãd olsun..

Hâlen felâha erememiş evlatlarının, vatanlarının hür olduğu günleri görmek duasıyla..