info @ kastamonuilkhaber.com

Şahidiz ya Râb! Dik duruşuna şahidiz. Cihadına şahidiz. Sonuna kadar hakkını verdiği İslam’ına şahidiz. Rabbimiz! Onu peygamberlerinle haşreyle! Amin.

 

Onun, “el-Kur’anu düsturunâ” nidası halen çınlıyor kulaklarımızda. Bir gün çıkacak ve ülkesinin başına geçecek diye bekliyorduk hep. Devletinin başına ilk geçtiğinde içimizde ümmet adına yeşeren ümit, o hapisteyken hiç solmak istemedi, Mursi dik durdukça ümidimiz de dik durdu. Hep ümitliydik bir gün çıkacak ve başlattığı yürüyüşü devam ettirecek diye… Olmadı, çıkamadı, çıkarmadılar. O, Mevlası’na yürüdü, O, gittiği ukbâ yurdunda hoş karşılanmayı hak etti, çıktığı dünya yurdunda kıyamete kadar hoş anılacak… O, bir sembol oldu ümmet için, dik durmanın, ümidin sembolü…

 

Peki geride kalan İslam ümmeti, kim, ne pay çıkaracak Mursi’nin gidişinden. Ümmetin payına yine yenilgi düşecek. Utanç düşecek Müslümanlara. Kiminin payına az, kiminin payına çok. Payına çok utanç düşenler, utanmak şöyle dursun, umursamayacaklar bile…

 

Bizim payımıza düşen utanç da kocaman ama belki de en az pay bize düşüyordur. Belki çok şey yapamadık ama çabaladık, haykırdık, yolunda olduk. Bu konuda bizim durumumuzu Mehmed Akif, Nasrullah Vaazı’nda ne de güzel anlatmış aslında.  Vaazın o bölümüne bakıp da kıyaslayalım günümüzdeki durumumuzla. Akif’in vaazının ilgili bölümü şöyle:

“Mısır Ülyâ’da dolaşıyordum. Orada aklı başında bir Müslümanla görüştüm. Bahsimiz siyasete intikal etti. Dedim ki:

- Şaşıyorum. On beş milyonluk koca Mısır’da yabancı asker olarak az kuvvet gördüm.     Nasıl oluyor da bu kadarcık kuvvetle koca bir iklim muhafaza edilebiliyor? Bu sualim üzerine o zat dedi ki:

- O yabancı devletin ricalinden biriyle samimi görüştüm. Sizin aklınıza geleni ben de düşünmüş de demiştim ki: “ Günün yahut senenin birinde mesela Osmanlı Hükümeti kırk-elli bin kişilik bir ordu hazırlayarak Mısır’a sevk edecek olursa siz ne yaparsınız? O yabancı devlet adamı dedi ki: “ Hiçbir şey yapmayız. Müdafaa imkanı olmadığı için Mısırlarını kendilerine teslim eder çıkarız. Yalnız şurasını iyi biliniz ki biz hiçbir zaman Osmanlıların Mısır’a kırk bin kişi değil, kırk kişi sevk edebilecek derecede yakalarını, paçalarını toplamalarına meydan bırakmayız. Memleketlerinde bitmez tükenmez meseleler çıkarırız. Onlar birbirleriyle uğraşmaktan göz açamazlar ki bir kere olsun Mısır’a dönüp bakmaya vakit bulabilsinler…”

Akif’in bu vaazının üstüne bir şey söylemeye gerek var mı? Tam da günümüzü anlatmış işte…

 

Mursi, gitti. İslam ümmeti adına birkaç ümidimizden biri gitti. Günden güne azalıyor maddî- manevî kuşatılmışlığa direnen Müslümanlar. Günden güne zayıflıyor direncimiz. Fikirler zayıflıyor günden güne. Ümmeti bir arada tutan bağlar neredeyse kopmak üzere. Belki de sadece adı var ümmetliğin. Fikirde ümmetlik, fiilde ümmetlik artık neredeyse hayal gibi.

 

Çember giderek daralıyor, artık iyice sıkıyor Müslümanları. Hepimizin ağzında bir “uyan artık” türküsü, bir “birlik olalım” nakaratı… Çevirip çevirip söylüyoruz…