info @ kastamonuilkhaber.com

Hepimizin ağzında Suriyeli ya da Mülteci sakızı var, çiğneyip, geveleyip duruyoruz..

Olaya bir de şu açıdan bakıp utanalım derim:
Hayat boşluk kabul etmez..
Biz tarihi mahallelerimizi, konaklarımızı, köklerimizi terkedip ya başka şehirlere göçtük ya da betondan yapılmış, komşuluktan arındırılmış, kimsenin kimseyi tanıyıp selam bile vermediği 3+1, 4+1 löküs apartman dairelerine göçtük.

Atalarımızın izini, nefesini, mirasını terk ettik, o canım ahşap evlere, konaklara, bir ev halkı kadar birbirine bağlı, sıcak komşulara sırt döndük, terk ettik gittik.
Allah ta o mahallelerin, o canım ahşap evlerin, konakların, mahallelerin, yolkarın ıssız, sessiz, bomboş, metruk bir halde kalmasına razı gelmedi, oraları yeniden canlandıracak, şenlendirecek başka kullarını gönderdi..

Salı Pazarında, Kuzeykentte, Olukbaşı, Tosya Yolu civarlarında mülteci görebiliyor muyuz? Hayır.
Nerde görüyoruz?
Bizim terk edip boş bıraktığımız ata yadigarı yüzlerce yıllık mahallelerde, caddelerde ve sokaklarda..
Kimbilir, belki atalarımızın ahı tuttu.
Belki bizim bazı şeyleri yeniden öğrenmemiz gerekti, ağzı dualı birinin duası kabul oldu da Allah bize unuttuklarımızı öğretecek, hatırlatacak insanlar gönderdi.

Bu şehir, yaklaşık bin yıldır kökü, kanı, geni yani cesedi doğudan;
ruhu, imanı, güneyden gelip bu topraklarda birleşip filiz veren, meyve veren, adına Türk-İslam medeniyeti dediğimiz aziz, şerefli bir neslin, alplerin, erenlerin, evlştanın, şühedanın, kahramanların yurdu olan asil ve aziz, sırlı ve nurlu bir şehir idi.

Ama biz, yüz yıldır kökümüzü, genimizi unutup tamamen batıya döndük. Batıya, batılıya benzemeye başladık.
Adeta, bin yıllık bir medeniyet ağacının dallarını budakları budayıp başka ağaçlardan aşı yapmaya niyetlendik, yeltendik.
Aşı nisbeten tuttu belki ama, ağacın gövdesinden eski geni taşıyan yeni yeni filizlerin baş göstermesi, ışgınlar sürgün vermesi gibi bir hal yaşıyoruz adeta. Bı gelen göç dalgası, bizi, bizim eski genimizle yeniden tanıştırıyor, buluşturuyor belki.
Genetiğiyle oynanıp başkalaşan organizmalar gibi olmaya ramak kalmıştı belki ve o insanlardan kök hücre almaya muhtaç idik. Allah bize dert değil deva gönderdi belki.

Bu gelen insanlara, bu yaşanan acı olaylara, sıkıntılı durumlara ibret nazarıyla bakacak aydınımız, sanat, kültür, medeniyet araştırmacılarımız yok mu bizim?
Varsa neden onlardan hiç ses çıkmıyor, kimse onlara bir şeyler sormuyor, söylettirmiyor?

Bin yıl önce terkedip geldiğimiz yerler olan Afganistan'dan gelen insanlara bakın. Karakterlerine, hayat tarzlarına, örf ve adetlerine bir bakın..
Geçmişimizden bize bir çok şeyler getirdiler. İçlerinde Tacik, Özbek, Türkmen var. Tarihten silinmeye tüz tutmuş, dillerini tamamen kaybetmiş olan Hazara Türkleri var. Bir bakın, heybelerinde ne var, bize ne getirmişler. Kader, tarih bize belki onlar eliyle çok önemli mesajlar, emsalsiz hediyeler gönderdi.
Bir bakın..
Dillerini bilmiyoruz diye, bizim dilimizi bilmiyorlar, konuşmuyorlar diye aşağılayarak bakmak, düşman gibi görmek çok basit, sığ ve saçma bir bakış açısı değil mi?
Beş yüz yıldan fazla yönettiğimiz Irak, Suriye coğrafyasından gelen insanlara bakın. Yüzlerine, simalarına bakın. Belki çoğu bizden daha fazla Türk kanı, Türk geni taşıyorlar. Bakmayın dillerine. Gönülleriyle muhatap olun, gönül gönüle, göz göze gelin, bakın ve konuşun. Bize neler söylüyorlar bir dinleyin.
Onlar nelerle geldiler, çıkınlarına bir bakın.
Ben onların yüzlerinde, gözlerinde, sözlerinde kendi nenemin, dedemin, köyümün, şehrimizin eski mahallelerindeki yaşlılarımızın hallerini, kalplerini buldum, buluyorum, bakın siz de bulacaksınız.
Elli altmış sene önce biz ne isek, bu gelen insanlarla gelen tam da o.
Biraz insani gözle, ibret nazarıyla, bilimsel bir algıyla bakalım n'olur.

Batılı kendini 'pragmatist' olarak tanımlar. Yani faydacıdır. Faydalı gördüğü herşeyi alır. Kimden, nereden, nasıl geldiğine bakmadan alır, kullanır, faydalanır.
Bizde ise tam tersi bir bakış açısı pompalanıyor.
Bir kesim 'İstemezük' ten başka bir şey bilmiyor, söylemiyor.
Almanya'da site girişlerine "Türkler ve köpekler giremez" yazısındaki aşağılık, melun, pis bakış açısıyla o insanlara bakanlarımız hiç te az değil.
Amerikan filmlerinde gördüğümüz, Zenci ve Kızılderililere bakışın aynısını mültecilere yansıtan tiplerimiz var.
Demek ki bizde batılı aşısı epeyce tutmuş, batılı ırkçılara epey benzemişiz.
Yazık, ayıp..
Başka bir kesim de 'ne olursan ol gel' edasında..
Bu da faydasız.
Aklı selim, kalbi selim, insaflı, vicdanlı birilerinin bu işe el koyması zamanı geldi, geçiyor.
Gelenlerin hepsini aynı kefeye koyarak lanetleyen de hata ediyor, baş tacı eden de hata ediyor.
Ayıklamayı, kontrol etmeyi, denetlemeyi, yönlendirmeyi başarmak zorundayız.
İyilerinden istifade etmeliyiz. Çol iyileri var çünkü.
Kötülerini safdışı, gerekiyorsa sınırdışı edebilmeliyiz.

Vermekten korkan da, almaktan korkan da, sayıları bir kaç bini bulan mülteciler üzerinde kafa yormaktan korkan, kaçan, topu taca atan da bu topluma fayda sağlayamaz, sadece, zarar verir, yazık eder.
Her şeyimizi verelim, paylaşalım diyen de;
her şeylerini alalım diyen onlardan, onlarla gelen her şeyin bizim sosyal hayarımıza serilip dökülmesine göz yuman, sebep olan da yazık eder. Sadece iyi şeyler, faydalı şeyler gelmiyor çünkü.
Bir altın madeninden çıkarrılan bir kamyon topraktan çok az altın elde edilmesi gibi bir durum bu.
Bizler altına talip olmak zorundayız. Curufuyla uğraşmaktan korkan altına erişemez.
Hasılı, mülteci meselemizin adamakıllı masaya yatırılma zamanı geldi, geçiyor..