info @ kastamonuilkhaber.com

Seni ve yaşamı sevebildiğim için kendimi de seviyorum.

Türküleri ve şiirleri sevmeyenler iyi insan olabilirler mi? Şunu bil ki sevgilim, türküleri ve şiirleri sevenler içsel dünyalarını hep paylaşmak isterler. Onların yüreklerinde birçok sevgilileri vardır. Çünkü onlar, aşkı akından tanırlar. Dostluğun yapıcı ve sıcak yönünü hissederek yaşarlar. Çünkü onların kitabında "aşkın adı sevişmek değildir*" Sevginin en üst katmanı olan sevişmenin, yalnızca cinsellikten ibaret olmadığını bilirler. Şiirleri ve türküleri sevmeyenler, güzelliğin dilinden anlamayanlar, bir gecelik kaçamak ilişkilerine aşk adını verirler.

Oysa aşk, sevişmenin ardından başlayan duygusal bütünlük değil midir? Aşkı yaşamayanlar, ilişkilerinden sonra arkalarına bakmadan çekip giderler, kaybolurlar karanlığın içinde. Çünkü yaşanmış ve bitmiştir. Çünkü kimin olduğu, neyin olduğu o kadar da önemli değildir. Oysa şiir sevenlerin her dostluğu, kış ortasında çatlayan çiçek tohumlarına benzer. Yeni duygularla, yeni paylaşımlarla dostlukların çoğalması için yüreklerini sevgi adına paylaşırlar. Onlar, aşkı parayla satın almazlar, sevgi satmazlar parayla. Onlar, duygu yüklüdürler. Onlar, insanı insan yapan meziyetlerle yüklenmişlerdir. Her gözyaşının yalnızlığını, yüreğinde duyarlar. Eğer bir yerlerde hüzün ve mutsuzluk varsa, bireysel mutlulukları, onları mutlu edemez. Kolay mutlu olamaz onlar. Onlar, yalnızca kendilerini düşünmezler. Tüm insanların, tüm bebeklerin, tüm kadınların gülümsemesini isterler. Tüm insanların mutluluğunu isterler. Sevdiklerini uzakta değil, yüreklerinde yaşatırlar. Ayrılıklar bitip tüketir onları. Her ayrılık, bir yok oluştur onlar için. Onlar, bütün sevgililerin bir araya gelebilmelerini dilerler. Kaçamak sevdaların peşinden koşmazlar. Aldatmak en büyük suçtur onlara göre. Kandırmalar, yalanlar onlara göre değildir. Her davranışı önce kendilerine yapıldığını düşünür, öyle davranırlar. Onlar spor ve sporcuları da severler sevgili. Sevgi coşkularında bağırırlar; ama tribünlerden dışarı çıktıklarında, tabancalarının tetiklerini rastgele düşürmezler. Kavga etmezler maçta atılan goller için. Çünkü bilirler, karşılaşma sonucu ne olursa olsun, izleyici olarak kendilerinin hiç bir etkisinin olmadığını, oyunun sadece sporcuların başarısı olduğunu bilirler. Galibin sevinci birilerinin yaralanmasına veya ölümüne neden olmuşsa kazanılan maçın hiç mi hiç bir öneminin olmadığını, olamayacağını bilirler. Bilirler çünkü önemli olan insanın yaşamı, insanın kendisi olduğunu bilirler, birilerinin sevinci başkalarının mutsuzluğu olmaması gerektiğini. Acının, gözyaşının insanı ne çok üzdüğünü bilirler ve yaşarlar.

Acıyı ve gözyaşını tanıdığım için seni seviyorum sevgilim.

Seni seviyorum.

Keşke bütün insanların yürekleri sevgi dolu olsaydı. Hoşgörü egemen olsaydı dünyaya. Çıplak gözlerle bakabilseydik biraz daha. Biraz daha gerçekçi, biraz daha insana yakışır şekilde yaşardık. Sivas’ta insanlar yanmazdı diri diri o zaman. Bu çağda, bu kafa yapısı çoktan silinip giderdi. Eğer o insanlar; türküleri, şiirleri sevip, insan olarak insanın kıymetini bilselerdi, kötü olabilirler miydi?

Nazım'ın şiirlerinde aşka düşmüş olsalardı.

Balzac'ı okumuş olsalardı böyle olur muydu? Hayır, olmazdı sevgili.  Olamazdı. Gecelerin karanlığını, sevişmeleriyle aydınlatabilselerdi, aşkı, aşk gibi yaşayabilmiş olsalardı böyle karanlıkta kalmazlardı. (2006 Tarihinde yazılmış bir yazı)

(23.06.2000- Hürses Gazetesi)