info @ kastamonuilkhaber.com

Bazı Tespitler

Türkiye’de, yükseköğretim kurumlarımız ile sanayi kuruluşlarımız arasında, 2000’li, sanayimizi dışa bağımlılıktan kurtaracak ve işbirliğine dayalı kayda değer çalışmalar yeterince yapılamamıştır. 2000’li yıllardan bu yana, yeterli düzeyde olmasa bile, yükseköğretim sistemimizdeki bazı olumlu değişimler ve devletimizin ilgili organlarının bu tür işbirliklerini teşvik edecek maddi destekler sağlaması neticesinde bazı dikkat çekici çalışmalar gerçekleştirilmiştir.

Bu tür işbirliklerin yeterli olmamasında; 1970’li yıllarda, üniversitelerdeki ideolojik kamplaşmalar ve terör olayları, 28 Şubat 1997 Post modern darbe sürecinde ise, meslek liselerine yönelik ve 10 yıldan fazla süre üniversite giriş sınavlarında uygulanan katsayı adaletsizliği ve yükseköğretim kurumlarının sayıca ve kalite olarak yetersizliği ve önemli rol oynamıştır. Üniversite-sanayi işbirliğinin gelişmemesinde, her üniversitede olması gereken teknokent vb araştırma geliştirme üretim merkezlerinin 2000’li yıllara kadar  önemsenmemesi de bir diğer sebep olarak ifade edilebilir.

2000’li yıllardan sonra her ne kadar bazı olumlu gelişmeler gözlenmiş olsa da;

·         Darbe ürünü YÖK yasasındaki yanlışlar,

·         Üniversite yöneticilerinin sahip olduğu aşırı yetkilerde kaynaklanan olumsuzluklar ve bu yöneticilerin hesap verilebilir konumdan uzak olmaları nedeniyle bazılarının vurdum-duymaz tavırları,

·         Rektörlük seçim süreçlerindeki çağdışı yöntemlerin bir sonucu olarak; bazı üniversitelerde, ilk döneminde seçilen bir  rektörün ikinci dönemde oy hesabına gitmesi nedeniyle, kadrolaşmaya gitme adına personel alımlarında liyakate yeterince önem verilmemesi,

·         15 Temmuz darbe girişiminden sonra tüm çıplaklığıyla ortaya çıkan FETÖ vb örgütlerin kadrolaşma adına ÖSYM tarafından yapılan sorularını yandaşlarına sızdırması ve üniversitelerde yapılan sınavlarla kadrolaşmaya gitmesi,

vb hususlar yüzünden, bu kurumlarımızda maalesef ülkemizin kalkınması için öncelikli olacak toplumsal sorunların çözümüne ve teknolojik gelişmelerin önünü açacak araştırma geliştirme faaliyetlerine yeterince önem verilememiştir.

Yükseköğretim sistemimizdeki önemli yanlışlardan birisi de, akademik terfilerde, bu tür işbirliklerine fazla değer verilmemesi ve önemsenmemesidir. Yıllarca öğretim üyelerimizin on binlerce liralık üniversite BAP proje yüzbinlerce veya milyonlarca liralık TÜBİTAK proje destekleri sonucu yaptıkları araştırmalar sonucu üretilen ve sanayide üretime geçirilerek ekonomik bir değere dönüştürülebilecek ve sır olarak değerlendirmemiz gereken bilgiyi süzgeçten geçirmeyerek yurt dışı dergilerde yayımlattık.

Teknolojide ileri düzeyde olan ABD, Almanya, Rusya, Japonya vb ülkeler de, bedavaya bulduğu bu bilgileri süzgeçten geçirerek ve bunun teknolojisini üreterek bu teknolojiyi bize satmıştır. Biz de adeta kendi kendimizi bilimsel anlamda bizi sömürülerine izin verdik.

Öğretim üyelerimizin büyük bütçeler harcayarak ve büyük emekler sarf ederek ürettikleri bilgi ve teknolojileri evrensel manada yayınlarla tanıtılması-duyurulması elbette önemlidir. Fakat asıl hedef bu bilgi ve teknolojilerden uygun olanları öncelikle patentleştirmek ve sanayi kuruluşları ile işbirliği sonucu bu bilgiler ekonomik değere dönüştürmek olmalıydı.

Üniversitelerin Başlıca Misyonları; eğitim, toplumsal sorunlara çözüm üretme; araştırma laboratuvarları, Ar-Ge merkezleri ve teknoparklar üzerinden üretim, Teknopark vb sanayi kuruluşlarına danışmanlık, üretilen bilginin patentleştirilmesi ve ticarileştirilmesidir. Üniversitelerimizdeki öğretim elemanın sayısı 180 bine ulaşmıştır ve akademik olarak yetişmiş muazzam bir in kaynağımız mevcuttur. Maalesef, bu kaynağı iyi değerlendiremediğimiz için, 2014 yılı rakamlarına göre, Türkiye Küresel İnovasyon Endeksinde 142 ülke arasında 68. Sırada yer almıştır ve bu durum pek de iç açıcı değildir.

1980 yılında on bin çalışan nüfusa düşen bilimsel teknoloji ve araştırmacı sayısı Sovyetler Birliğin’de 85 iken, Amerika’da 65, Almanya’da 53 idi. Buna rağmen Sovyetler Birliği çökmüştür. Çünkü Sovyetler Birliğin’de üniversite ve enstitülerdeki araştırmaları sanayiye akıtacak bir sistem ve bir piyasa yoktu.

Üniversite sanayi işbirliğine yönelik araştırma faaliyetlerinde uygulanabilirlik ve inovasyon niteliği çok önemlidir. Düşük katma değerli ürünlerden ziyade ileri teknoloji ürünlerin Ar-Ge ve üretim faaliyetlerine daha çok ağırlık verilmelidir (Koç, Sabancı vb gruplar ileri teknolojik araştırmalara ve bilhassa bilişim teknolojisi alanına daha çok önem verseydi, sonuç belki de onlar ve ülkemiz açısından çok daha iyi olabilirdi).

Bu İşbirliğini Geliştirmek İçin Neler Yapılabilir?

Üniversitelerimizde çalışan akademisyenler ile sanayide firma sahibi ve çalışanlar arasında sağlıklı iletişim kurulamaması vb nedenlerden dolayı bu kurumlardaki insanlarımızın birbirlerine olan bakış açıları da hep sorunlu olmuştur.

Üniversite yöneticileri ve akademisyenler, sanayicileri ve Sanayi Kuruluşlarını, “birlikte araştırma projelerini yürütemeyecek kadar geri teknolojilerle uğraşan, yapılabilen pek az sayıdaki işbirliklerinde ise, üniversiteye hak ettiği parasal desteği vermeyen veya vermeden çalışmalardan çekilen ya da sonuçları uygulamaya yanaşmayan, birlikte iş yapılmaz bir ortaklar’ olarak tanımlamışlardır.

Sanayiciler ise akademisyenleri ve üniversite yöneticilerini, “Sırça köşkünde, zaman ve maliyet hesabı yapmayan, milletin vergileriyle kendi keyiflerine göre ve sadece belli unvanlar kazanmak için araştırmaların yapıldığı kurumlar” olarak görmüşlerdir.

Maalesef, bugüne kadar uygulanan yanlış stratejilerinin de bir sonucu olarak her iki bakış açısının da kendi içinde haklı olduğu yönler vardır. Bu tür işbirliklerinin artması için öncelikle bu bakış açılarının değişmesi gerekmektedir. Bu bakış açısı değiştikten sonrada aşağıdaki öneriler ve tespitler doğrultusunda bir gayret gösterilmesi gerekmektedir:

·         Üniversiteler sorun üreten değil sorunlara çözüm üreten kurumlar olmalı. Hem sanayicilerimiz hem de üniversitedeki yöneticilerimiz birbirlerinin gözlüklerini takarak empati yapmalı, ülke yönetiminde görev alanların da desteği ile çağın gereklerine uygun stratejileri hayata geçirilmeli.

·         Üniversite sanayi işbirliğinde, akademisyenlerim üniversite ortamından mutlaka dışarı çıkması ve özellikle de piyasalara açılması, ekonomik açıdan bir değeri ve piyasası olan çalışmalar yapması gerekiyor. Aksi takdirde sanayici ile olan ilişkileri soğumaktadır. Sanayinin de, daha genel ifadeleriyle uygulamanın da üniversiteye olan ilgisi azalmaktadır. Özellikle somut hedeflere yönelik işbirliği, başarı şansını büyük ölçüde artırır. 

·         Üniversite sanayi işbirliği ile ilgili, 2001 yılında aramızdan ayrılan Üzeyir Garih bir tespitinde; “Biz” demişti “üniversitelerle değil hocalarla ilişki kuruyor, yararlanabileceğimiz bilim adamlarıyla birlikte çalışıyoruz.” demişti. Hakikaten Türkiye’de üniversite-sanayi işbirliğini kurumsal anlamda başarılı olarak çalıştırmak imkânsız olmasa da, kolay değil. Biz millet olarak bireysel ilişkilerde başarıyı daha kolay yakalıyoruz.

·         Belirli projelerde bizzat çalışan öğretim üyelerinin yeterince maddi olarak desteklenmemesi; elde edilen gelirin önemli kısmının üniversite döner sermayesine aktarılması da, üniversite sanayi işbirliğine olumsuz bir etki yapmaktadır. Bu konuda, profesörler, doçentler, Dr. Öğr. Üyeleri ve araştırma görevlileri arasındaki hiyerarşik ilişkilerin kırılması, genç öğretim üyelerinin özgür bir ortama kavuşturulması da büyük önem taşımaktadır.

·         Üniversite ve sanayinin, karşılıklı çıkar esasına dayalı başarılı sonuçlar verecek işbirliği model ve uygulamaların geliştirilmesi gerekiyor.

·         Her ilimizde kurulu bulunan üniversitelerimizin, her birisinin bünyesinde, Araştırma için yeterli donanıma sahip ‘Araştırma laboratuvarları’ olmalı ve Teknoparklar kurulmalıdır.

·         Bu zamana kadar, ülkesinin ve milletinin bekasından milli ve manevi değerlerinden uzak, aklı ve fikri cüzdanında olan, yalan ve yanlış icraatlarıyla düşmanın ekmeğine yağ çalan veya onlarla işbirliği yapan münafıklardan çok çektik.  Bu nedenlerde dolayı, kurumların başına idareci atanırken ve personel istihdam edilirken liyakat esasına göre hareket etmezsek başarılı olmamız mümkün değildir.

·         Büyük şirketlerin üniversitelere Ar-Ge destekleri vermeleri sağlanmalıdır. Sayın Faruk Eczacıbaşı’nın bir dileği: “Bir gün belki tıpkı BMW’nin ABD’de Clemson Üniversitesi’ne 10 milyon dolar Ar-Ge parası vermesindeki gibi büyük şirketlerimiz de bir Türk üniversitesine Ar-Ge için fon vermeyi düşünür.” (Dünya Gazetesi, 23 Mayıs 2011). Bizim de dileğimiz, bu düzeyde bir destek verecek olan ilk kuruluşlarımız, Türkiye sanayisine damga vurmuş Koç, Sabancı, Eczacıbaşı vb bir ailenin sahip olduğu kuruluşlarımız olur.

--------------------------------------------------------------------------------------

KAYNAKLAR:

1-      https://sonmucid.wordpress.com/2017/04/22/turkiyedeki-teknoparklar-listesi-ve-ozellikleri/

2-      http://www.sektorel.com/yazarlar/ali-riza-buyukuslu/teknoparklarin-turkiyede-girisimciligin-ve-teknoloji-tabanli-uretimin-daha-ileri-tasinmasindaki-rolu