info @ kastamonuilkhaber.com

Yaklaşık yirmi yıl önceydi.

Sevdiğim, değer verdiğim ve gerçekten değerli iki insan, sudan bir sebeple tartışmışlar, araya başka dostların girmesiyle birbirlerine girmekten son anda kurtulmuşlardı.


Kırgınlıkları, gerginlikleri bir kaç ay sürmüştü ki araya bir bayram girdi.


Yaşça küçük olan dostumuzun adeta dalına bindik, büyük olandan özür dilettik, bayramlaştırdık, barıştırdık.


Zaten ikisi de her ne kadar celalli insanlar olsalar da vicdanlı, sağduyulu insanlardı.

 

O gün, o meclis dağılmadan, yaşça büyük olan abimiz, belki sitemini de ifade için ibretlik, unutamadığım bir kıssa anlatmıştı... 
"Günün birinde şiddetli bir yağmur sonrası akrep selin karşı tarafında kalan yavrularına ulaşmak için kurbağadan yardım ister... 


Kurbağa kardeş, n'olur beni sırtına al, karşıya geçir, yavrularım tehlikede, yalvarırım bana yardım et... 


Kurbağa yardım etmek ister, manzara içler acısıdır ama akrepten de korkar.


Ya beni sokup zehirlersen?


Akrep yemin billah eder, sen yavrularımı kurtar sana ömür boyu kul köle olurum, zehirlemek ne demek... 


Kurbağa, korksa da yüreği dayanmaz, akrebi sırtına alır, dalar selin içine.
Karşıya varırlar.
Akrep kurbağanın sırtından inmeye başlar usuldan..
Bir ayağını toprağa basar, ikinci ayağını, üçüncü ayağını..
Dördüncü ayağını daha yere basmadan kurbağaya iğnesini batırır, zehirler.
Kurbağa derin bir ah çeker.
Hani söz vermiştin akrep kardeş der acıyla.
Akrep,
Kurbağa kardeş çok üzgünüm, hiç istemezdim ama ne yapayım, huyum bu" der.

 

Aynı yıllar, aynı zamanlar...
Memuriyete yeni başlamıştım.
Bekardım.


Sıfırdan ev düzüyorum yavaş yavaş.
Görev yaptığım ilçe esnafını tanımaya, temiz esnaflardan alışveriş yapmaya özen gösteriyorum.


Sonunda dünya görüşü bana hiç uymayan, emekli öğretmen bir abimizle iyi bir diyalog geliştirdik.


Kendimi zora sokmayacak şekilde ihtiyaçlarımı günde günde alıyor, aydan aya ödüyorum.
Üç yıla yakın süren bu alışverişten sonra düğünümün yaklaştığını öğrenen bu abim, "kardeşim ne ihtiyacın varsa al git" diyor sürekli. Hatta sana şu da lazımdır, bu da lazımdır diye ihtiyaç listesi çıkartıyor.
Mal satmak için değil, benim ihtiyacımı görmek için.


Bir defasında,
"Abi Allah razı olsun. Al diyorsun da bunların bir de geri ödemesi var. Ya mahcup olursam?" dediğimde suratını asarak, adeta fırçalayarak
"kardeşim sen al. Ben seni taşırım, benim sırtım yük taşır" demişti ki o günü, o sözü, o kalbi asla unutamıyorum.

 

Çoğu dost sohbetinde anlatırım, bana büyük dersler veren bu hadiseyi.
Evet,
İnsanım diyenin yüreği yük taşıyabilmeli.
Ruhu, kalbi, beyni yük taşıyamayan, evlenmesin, çoluk çocuğa karışmasın.
İşçi, memur, amir, esnaf olmasın. Sosyal hayata karışmasın.


Ama yazık ki, bırakın yük taşımayı, cebi üç kuruş para gören, az buçuk makam-mansıb sahibi olan, üç beş kitap okuyan, kıymeti kendinden menkul bir sosyal gruba, cemiyete, camiaya yanaşan, üç beş cümle iltifat duyanların, insanların omuzlarında yük, yüreklerinde kasvet oluşturmaktan zevk aldıklarına şahit oluyoruz.
Çağ, egoizm çağı, egoist çağı; çağdaşlıksa egoistlik, megalomanlıkla özdeşleşmeye başladı. 

 

Bu tip insanlar ve ideolojilerin, izm'lerin fikri genleri akrepleri andırır. Sırtlarda, omuzlarda taşınmaktan zevk alır, sokmadan, zehirlemeden duramazlar.


Huyları budur.
Fakat yüreğinde insan sevgisi, vatan sevgisi, millet sevgisi, Allah sevgisi olan yük taşır, yük alır, yük olmaz.
Biz, bin yıldır bir davanın yükünü omuzlayarak geldik bu coğrafyaya, bin yıldır alemi İslamın, insanlığın yükünü taşıdık taşıyoruz, taşımaya devam edeceğiz.
Anadolu insanı bu yüzden çilekeştir. Bu devletin, bu milletin, milletin tepesinde tepinenlerin yükünü yüreğiyle çeker, gocunmaz, asaletinden taviz vermez, reklam yapmaz, başa kakmaz.
Analar gözyaşlarıyla, nineler dualarıyla yıkar, temizler fikir diye içinin zehrini, irinini kusanların kirlettiği bu güzelim vatanı, insanı, insanlığı.
Temizlik te gen işidir, kan işidir, süt işidir, iman işidir.
Temizlemekle kirlenmez insan.
Yük çekmekle de yorulmaz,
Asilleşir.
Son yüz yıldır dünyayı cehenneme çeviren, on milyonlarca insanı suçlu suçsuz demeden öldüren, perişan eden izmlerin borazancılarının süslü lafları, akrebin işi bitene kadar kurbağaya döktüğü tatlı dile benzer..
Sırtımızda akrep te taşırız, taşıyoruz.
Akreplerin kuyruğundan zehirlensek te vicdanımızın, insanlığımızın, inanımızın gereği, yük çekeriz.
Batı aydınlanması, batıcı aydınlanma anlayışı ile Anadolu irfanı arasındaki en mühim fark, bir anlamda tam da budur..
Bu vatan bizim, bu iman bizim, bu vicdan bizim, bu miras bizim...

Bütün izmler, ideolojiler esen rüzgarların savurduğu çer-çöp gibidir.
Savrulur gelir, süpürürüz giderler. Tarihin çöplüğünde onlara da yer vardır.
Yeter ki bizim yüreğimizde tarihin şerefli tablolarını sergileyecek yer olsun..