Yazı Detayı
13 Mayıs 2016 - Cuma 19:19 Bu yazı 1566 kez okundu
 
BİR KAŞIK BAYRAM ŞEKERİ
Ayşe Okumuş SALCI
havadis37@gmail.com
 
 
O gün bayramdı. Çocukluğumun bayramlarından bir gün. Ablam ve kardeşimle birlikte yakın akrabalarımızın elini öpmeye gidiyorduk.  Çocuktuk ve şeker topluyorduk. Elimizde sapsız şeffaf naylon poşetler. Ucunu büzüştürmüşüz poşetin. Bir tane hacı eniştemiz vardı. Yaşlıca.Ve ondan çok çok daha yaşlı bir kadıncağız. Onun annesi. Çift katlı çok eski dokunsan yakılacak ahşap bir evde yaşarlardı. Hacı enişte üst katta, annesi ise alt katta merdiven altındaki tek odada dururdu. Hacı eniştenin yanına çıkmadan annesine de uğrayalım dedik. Çocuktuk. Çok farkında değildik kadıncağızın. Ablam: “Burada da bir oda var, bir bakalım dedi. Dar ve alçacık, mandalla açılan eski ahşap bir kapıdan girdiğimizi hatırlıyorum hayal meyal. Gündüz olmasına rağmen içerisi bana çok loş ve hatta epeyce karanlık gelmişti. İçeride kesif bir koku. Temizliği yapılamamış odanın içinde her eşyanın çok belirgin kokusunu ayrı ayrı duymak çok mümkündü. Somya bir yatak. Yaz olmasına rağmen yatağın üzerinde inceli kalınlı, karışık desenli yorganlar, battaniyeler. Yatağa yakın pencere girintisinde, lazım olduğunda bir el uzatma mesafesinde bulunan bir sürü eşya.  “Yaşlanacağım, kalkıp da bir bardak suyu alamayacağım hiç aklıma gelmemişti.” demişti, Ömür dediğin adlı programda bir teyze. İnsan yaşamadan anlayamıyormuş demek ki… Bir tırnak makası, bir ayna, iğne iplik, çeşitli bardaklar,makas, ne işe yarayacağı belli olmayan bir sürü kırık dökük parçalar… Yakınlarda bir çiviye asılı rengi beyazdan siyaha dönmüş ayakça silmeye iyi gelecek bir havlu… Yine bir çalar saat. Tik taklarının odayı doldurduğu ama sanki zamanı durduran, sanki zamanın hiç akmadığını hissettiren biteviye sürüp giden o ses… ve o tik takların arasında kalan ürpertici sessizlik… Güler yüzle karşıladı bizi. Elini öptük. Hepimize ayrı ayrı yer gösterdi, çeşitli minderlere oturttu. Anne babamızın halini hatırını sordu. Yarı Türkçe yarı Pomakçayla… Eski Muhacirlerdendi o da bizim gibi. Anlayabildiğimiz kadar karşılık verdik. Sonra kalktı ikram edecek bir şeyler aradı. Bayramdı bugün. Tel dolabı açtı. Bir poşet toz şeker çıkardı kiloluk. Kimler almış, kimler getirmişti acaba. Kendisi çok fakirdi belli ki hiç parası da yoktu. Bırakın janjanlı bugünkü bayram şekerlerini, çikolatalarını o gün toz şeker bile çok kıymetliydi. Toz şeker poşetinin bağını çözdü Oturduğu yerden bir kaşık arandı, buldu. Eliyle ucunu sildi. Hepimizin ağzına birer kaşık şeker verdi. Aynı kaşıkla yemek zorundaydık. Bir şey diyemezdik yaşlı kadına. Kibarlık zamanı değildi. Vermenin değerini anlayabilmek için fakir olmak lazım derler… O zaman bu olayın farkına varamamıştım. Hissedememiştim bir kaşık şekerin değerini, ağırlığını o yaşta… Şimdi ise hatırladıkça… Her bayram… İçimi yakar o bir kaşık toz şeker…   Bir Fatiha bekler diye düşünürüm.
 
Etiketler: BİR, KAŞIK, BAYRAM, ŞEKERİ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı